• BIST 108.869
  • Altın 271,535
  • Dolar 5,7701
  • Euro 6,3816
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara -1 °C
  • Konya -1 °C
  • İzmir 8 °C

Biz Itrî’yi Rahmetle Ananlardanız

Biz Itrî’yi Rahmetle Ananlardanız
Türkiye Yazarlar Birliği Bursa Şubesi, "Biz Itrî'yi rahmetle ananlardanız" başlıklı bir duyuru yayınladı! Her konuda yumuşak-mülayim hocafendilerin, tarih ve kültürümüze karşı "keskinleşmesini"(!) bir türlü mânâlandıramayan bizler de, Itrî'yi rahmetle

VE MİNNETLE ANIYORUZ...

İşte o duyuru:

Uşşâk

Son zamanlarda ortaya çıkan ve bütün unsurlarıyla topyekûn medeniyetimizi bid’at kavramını kendisine dayanak yaparak tenkit etmeye kalkan “selefî” söylem bizi oldukça endişelendirmektedir. Zira işbu söylemin dinin şeairleri ve ibadetlerle alakalı kısmını aşıp bizzat söylem sahipleri tarafından bir medeniyet tahrip mekanizması olarak işletilmeye başlatılmasını kaygıyla müşahede ediyoruz.

İşin elem verici diğer bir yanı ise mezkûr söyleme yönelik olarak açıklama yapması gereken kurumlarımızın sessizliğini korumaya devam etmesidir. Lüzumlu izahatın yapılması ve halkımızın konu hakkında aydınlatılması son derece elzemdir. Zira gördüğümüz kadarıyla bu söylem, gençliğin heyecanlarından da beslenerek vaziyeti daha ciddi noktalara taşımaktadır.  Modernizmin bir silindir suretiyle medeniyetimizin üzerinden geçerek geriye pek bir şey bırakmadığı tarihin ve şimdinin farkında olan her insanın malumudur. Hal böyleyken elde avuçta kalan az şeyi de bid’at kavramı üzerinden ortadan kaldırmaya çalışmak gençleri iyiden iyiye modern dünyanın kucağına atmak olmaz mı? Ülkemizde meşum söylemin sahipleri neye hizmet ettiklerinin farkında mıdırlar? Dikkatlerini modern dünyaya ve onun sözde değerlerine, fikri alt yapısına vereceklerine tarihimize, geleneksel san’atımıza, mimarimize hücûm etmeleri, bu hücuma mesela toplulukların karşısına çıkıp musikî makamlarını bilmemekten dolayı Allah’a hamdederek herkesi ortak etmeye kalkışmaları bir kötü niyet değilse bile cahilliğin dik alası değil midir?

Hicâz

Hiç kuşku yok ki tarihimizde yüce dinimizin umdeleri bazen bir levha üzerinde sülüs olmuş bazen kaskatı kesilmiş eşsiz bir cami bir medrese bir külliye olarak zuhûr etmiştir. Bir de bakmışsınız incelmiş incelmiş de musiki olup kulaklardan kalplere akmış ve oraya Allah’ın ve resulünün aşkını doldurmuştur. Eğer tüm bu İslâmî kültürü bid’at değip ortadan kaldıracaksak mesela Süleymaniye’nin minarelerini, kubbelerini yıkacaksak biz devlet ve millet olarak dinimize sahip çıktığımızı, her türlü insanî üretimde ona dayandığımızı nasıl iddia edeceğiz? Ayrıca selatin camilerimizin ihtişamında İslam’ın ihtişamını görmemek mümkün mü? Bu heybetli güzellik küffara da bir cevap değil mi? Tüm bunları bid’at deyip görmezden gelmek asla mümkün değildir. Bizi ana caddeden uzaklaşmaktan alı koyan bu güzel mefhumun zaman ve mekân kaydı gözetmeksizin, hesapsızca istimal edilmesini doğru bulmadığımızı belirtmek isteriz.

Segâh

Şu bir hakikattir ki dine yorumlar/görüşler üzerinden bağlanılır. Eğer böyle olmasaydı ne mezhepler var olurdu ne farklı ictihadlar ne de tarikler. Bu durum bid’at kavramının kendisi için de geçerlidir. Ulema arasında bid’atin geniş kapsamlı mı yoksa dar kapsamlı mı alınması gerektiği, bid’at-i hasene ve seyyie olarak ikiye ayrılıp ayrılmaması gerektiği hususu tartışılmış/tartışılmaktadır. Nitekim kimi hocalar (içlerinde Prof. unvanlı olanlar bulunmaktadır) sigara içmeyi dahi bid’at sayacak kadar meseleyi hassaslaştırıp ileriye taşırken kimileri dünya işleri ve ahiret işleri ayrı deyip (Bu da ayrı bir tartışma konusudur) dünya işleri konusunda Peygamber efendimiz ve sonrasındaki hiçbir gelişmenin bid’at sayılmayacağını iddia etmektedir. Buradan hareketle biz, “selefi” söylem sahiplerinin de ülkemizde kendi (!) bid’at anlayışları üzerinden insanları kendi (!) din telakkilerinin paydasında toplamaya çalıştıkları kanaatindeyiz.

Isfahân

Ağacın tohumu çırçıplaktır. Ne bir dal ne bir yaprak… Lakin yakında ortaya çıkacak koca bir ağacı saklar içinde. Tohumun sakladığı sırdır ağaç. Belki oluşun kanunu böyle. Şimdi bütün bir dalları yaprakları, heybetiyle toprağa tutunan ağaçları tohum hesabına bid’at saymak-üstelik o ağaçların gölgesi altında durarak-nasıl cennet namına çölleşmeyi arzulamak ahmaklığı ise Asr-ı saadet tohumundan neşet etmiş ve edebiyatıyla, ilimleriyle, musikisiyle, mimarisiyle adına medeniyet denen bu azemetlü çınarın dallarına balta vaziyeti alarak saldırmak ayni hezeyanın katmerlisidir.

Acem aşîran

Cenab-ı Hakk’tır ki insanlara kendilerini farklı farklı hatta derece derece yarattığını ilan eder:

Ey insanlar! Bakın, Biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve sizi kavimler ve kabileler haline getirdik ki birbirinizi tanıyabilesiniz. Şüphesiz, Allah katında en üstün olanınız, O’na karşı derin bir sorumluluk bilincine sahip olanınızdır. Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdar olandır.(49.Hucurat suresi, 13.ayet)

Birörnekten, bir tohumdan (insanlık ailesi için Âdem ile Havva, Âdem içinse toprak mesela) var olup yeryüzüne birbirinden farklılaşarak yayılmak Rabb’in kanunudur. Kabail ve şuûb bir babanın sulbünden, tohumundan neşet eder. İnsanlık böyle de onun tarihi, kültürü, medeniyeti başka mı? Şöyle bir göz atıldığında tıpkı insanlar gibi onların tarihi ve medeniyetleri de bir köke, bir sulbe dayanmaz, oradan neşvünema bulmaz mı? Demek Rabb’in kanunu bu. Demek önce bir asıl, bir kök olacak sonra ondan bir gövde, sonra o gövdeden yüzlerce fer, yüzlerce şube çıkacak. Peki, nasıl olacak bu? Her kavim, her kabile ve her şube o asla hayallerini, kendi rengini katacak; o mayayı kendi hayalleriyle yoğuracak da böylece kendini onda onu kendinde bulacak.

Bu meyanda Yahya Kemal’in aşağıdaki sözleri bizim mezkûr fikrimizi ne güzel hülasa etmektedir:

“Türk milleti, diyanetini, vatanının toprağına tahayyül ettiği şekliyle karıştırmıştır. Bütün milletler, dinlerini, İslamiyet olsun, Hristiyanlık olsun, başka bir din olsun, kendi hilkatleriyle, temayülleriyle, muhayyileleriyle, ihtiyaçlarıyla karıştırarak kabul etmişlerdir ve başka türlü olmalarına zaten imkân yoktur.”

Şimdi ister misiniz bid’at diyerek bu tekevvün kanununa karşı duralım da zamanımızın divanelerini bile kendimize güldürüp âleme maskara olalım?

Türkiye Yazarlar Birliği Bursa Şubesi

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.