• BIST 96.861
  • Altın 238,344
  • Dolar 5,8057
  • Euro 6,5299
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 1 °C
  • Konya 0 °C
  • İzmir 8 °C

Bir Mütefekkir yasaklandığında zaman tahrif edilmiş olur!

Şükrü  Sak

Bolu F Tipi Cezaevindeyken -Ekim 2012 tarihinde- yazılmış bir yazı...

 

"Tefekkür" ve "mütefekkir" kelimelerinin neredeyse "dilimiz"den; siyasî, fikrî hayattan yok olduğu bir ortamda, iki aydının "mütefekkir ihtiyacı"nı dillendirmesi beni şok etti.

Yakup Köse'nin 23 Ağustos 2012 tarihli Milat gazetesindeki "Mütefekkir" başlıklı yazısında alıntıladığı iki isimden söz ediyorum -yazının üzerinden yaklaşık bir ay geçmiş- fakat yazıyı yeni gördüm, cezaevi şartlarında bu normal kabul edilebilecek bir durum.

Meseleye gelirsek; bu hayatî bir mevzu...

Köse; "iki ilim adamının fikirden ve mütefekkir eksikliğinden bahsetmesi sevindirici" demiş. Yahu "sevindirici" ne demek, şok edici, hayat verici!..

Başka bir ülkede olsa hadi neyse de, burası Türkiye. Her zaman duyduğumuz, duyabileceğimiz sözler değil bunlar;

"Mütefekkir" eksikliği...

"Mütefekkir" ihtiyacı...

"Kurucu- inşâ edici fikirihtiyacı... Bunun eksikliğinin görülmeye başlanmış olması, ihtiyaç olarak "hissedilmeye" başlanmış olması az birşey mi?..

İBDA dünya görüşünün Mimarı, Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu'nun "terör örgütü lideri" ilân edilip idama mahkûm edildiği bir ülkede; iki ilim adamının "Mütefekkir eksikliği- Mütefekkir ihtiyacı"nı dillendirmesi elbette çok önemli...

Böyle bir meseleyi satır aralarında geçiştirmek olmaz; tam tersi, satır aralarından çıkartılıp, mahyalara, manşetlere taşınması gereken bir mevzu bu!..

O yüzden tekrar ele almakta fayda var; ne demiş bu ilim adamları?..

Bunlardan biri, Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç...

Kılıç;

- "İslâm dünyasında acilen Mütefekkir yetişmesinin şartları hazırlanmalı"...

Diyor...

- "Salt hâdis ilmi, fıkıh ilmi okuyan kişiden tefekkür çıkmaz."

Diyor. Durum ortada, çıkmıyor da zaten...

Devam ediyor Prof. Kılıç;

- "İslâm dünyasının bugün ihtiyacı olan ne daha fazla molladır, ne de muhaddis. Hadis külliyatı artık elimizdedir. Arkeolojik kazı yapılarak yeni bir hadis mecmuası bulunacak değil.

O hadislerin ruhunu açığa çıkarmaya ihtiyacımız var.

Dinî kaynaklarda bahsedilen şeylerin yorumunu, sentezini yaparak çağa bir söylem haline getirecek düşünürlere ihtiyaç var..."

Evet, aynen böyle diyor Prof. Mahmud Erol Kılıç...

Tabii bu "ihtiyacı" işaretlemek kadar, bu ihtiyaca cevab vereni de görmeyi gerektiriyor aydın sorumluluğu...

Yukarıda Kılıç'ın son parağrafta söylediklerini okuyunca, siz de hemen hatırladınız değil mi, Salih Mirzabeyoğlu'nun 80'li yılların başında yazdığı "İstikbâl İslâmındır" isimli eserde geçen, İBDA Dünya görüşü- ideolojisinin ne olduğunu çerçeveleyen şu ifadelerini:

- "Muayyen sahalarda dinin hikmetlerini en doğru anlayışla topluma aplike edecek ve insanlara yaşanmaya değer hayatı bildirecek fikircilere ihtiyaç var..."

Ve;

- "İslâm, eskilik ölçüsüyle ezel kadar eski ve yenilik ölçüsüyle ebed kadar yenidir; bunu anlayacak ve anlatacak cihan fikircilere ihtiyaç var, herbiri mukaddes ölçülerin papağanvârî ezbercilerine değil..." (Salih Mirzabeyoğlu, İstikbal İslâmındır, İBDA Yayınları, 3. Baskı, 1995, s.30- 31)

Bunu söyleyen ve bunu yapan Mütefekkir'den biri olan Necip Fazıl'ın ömrü zındanlarda geçti, Mirzabeyoğlu'nun ki ise zindanda geçmeye devam ediyor...

Şu sözler de Prof. Kılıç'ın aynı röportajından;

- "Tefekkür olmadığı zaman, araç olan ilimler amaç hâline gelir. Fıkıh öğrenmek araçtır ama bugün amaç hâline gelmiştir."

Fikir-dünya görüşü olmayınca ne hâle geldiğimiz izâhtan vâreste.

"Mütefekkir"in içtimaî rolü bakımından, insan vücudundaki "kafa" olduğunu düşünürsek, "başsız bir ucube" gibi oradan oraya savruluşumuzun sebebi de görülebilir; yani bugünkü manzara...

Toplum olarak, "başsız bir ucûbe" manzarasından rahatsız olduğu anlaşılan ve ifâde eksik de olsa, "Mütefekkir eksikliği- Mütefekkir ihtiyacı"na vurgu yapan diğer bir isim de; Ömer Tuğrul İnançer. İnançer;

- "Hiç Mütefekkir yetiştiremedik. 90 senedir peşinden gidilecek, kitleleri sürükleyecek bir adam yetişmedi. Bizim gençliğimizde peşinden gidilecek iki sembol isim vardı; biri Necip Fazıl, biri Nazım Hikmet. İkisi de Osmanlı aydınıdır." diyor.

Burada İnançer'in Necip Fazıl ve Nazım Hikmet'i "peşinden gidilecek" müşterekliğinde aynı hizâda görmesi yanlışlığı ile, Necip Fazıl'ın "ideolocya örgüleştiren- ideolog" ve "Mütefekkir yetiştiren Mütefekkir" vasfını görmemesini, madem "peşinden gidilecek" niye peşinden gitmedin eleştirisini de yapmadan, sadece "Mütefekkir ihtiyacını" hissettiren ifâdeler olarak işaretleyip geçelim.

Fikrin, ideolojinin, "dünya görüşü"nün ne olduğundan habersiz...

Dolayısıyla "ideoloji- dünya görüşüne" nisbetle ve ideolojik bir bütünlük içinde ele alınması gereken meseleleri başlık olarak bile tanımayan aydınların (!) dünyasında -Türkiye'de- özellikle Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç'ın; "Mütefekkir ihtiyacını" vurgulayan ifadelerini önemli görüyoruz.

Fikrin, ideolojinin, tefekkürün, mütefekkirin ne olduğunu bilen Batılı bir yazar, bırakın bir mütefekkiri idama mahkûm etmeyi, bir "kitap" yasaklandığında bile;

"Edebî başyapıtlar yasaklandığında zaman tahrif edilmiş olur."

Diyor, diyebiliyor.

Burada, değil "başyapıt"ı yasaklamak, bizzat yazarı idama mahkûm ediliyor.

Dolayısıyla batılı yazarın bu sözünü Türkiye gerçeğine aplike edecek olursak, doğrusu şu şekilde ifâde edilebilir;

Bir Mütefekkir yasaklandığında zaman tahrif edilmiş olur...

Bir Mütefekkir "ölüm odası"na hapsedildiğinde zaman tahrif edilmiş olur...

"Hayatın hakikati"nin ölüme bitişik olduğunu...

"Ben kimim diye sormanın ölüm nedir diye sormakla bir olduğunu" söyleyen ve öğreten O'dur!..

Dünyayı-hayatı bir "ölüm odası" gerçekliğinde ve "dünya mü'minin zindanıdır" hakikatine göre yorumlayan ve yaşayan O'dur!..

Fakat, bütün bunlara rağmen;

Bir Mütefekkir yasaklandığında zaman tahrif edilmiş olur...

Ve bizler de, tahrif edilmiş zamanın içinde, bu "başsız- ucûbe" ortamında; o kadar "fakih, alim, molla, muhaddis" bolluğu içinde, herkesin herkese akşam- sabah "İslâm anlatıp" durmasına rağmen, "ortada niye İslâm'ın olmadığını?" merak eder dururuz...

Bu "tahrif edilmiş zaman" içinde, yegâne "ideoloji- dünya görüşü" teklif eden Mütefekkir'i idama mahkûm edip "ölüm odası"na atan hainliği, alçaklığı, zalimliği görmeden;

"Mütefekkir eksikliği"nden...

"Mütefekkir ihtiyacı"ndan...

"Kurucu- inşâ edici fikir" olmadığından bahsedip dururuz; "tahrif edilmiş zaman"ın içinde...

 

-Bolu F Tipi Cezaevi- (Ekim 2012)

BARAN Dergisi 300. Sayı

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.