• BIST 105.964
  • Altın 162,960
  • Dolar 3,9325
  • Euro 4,6364
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 1 °C
  • Konya 0 °C
  • İzmir 3 °C

"Ben gazeteci de değilim, cezaevinde de değilim!"

Şükrü  Sak

15411-(1).jpg

"Dünya Gazeteciler Günü" dolayısıyla bir güncelleme...

nabiz-haber-ozel-yeni-050.png

 

Dün, “Dünya Gazeteciler Günü”ymüş…

Bu yazıyı, Bolu F tipi cezaevinde, Ağustos 2013’de yazmışım…

O günün şartlarında; yani Fetullahçı ajan yapılanmanın iktidara “dershanenler” mevzuu etrafında “diş göstermeye” başladığı ilk zamanlar. Biz de “gazeteci” olarak cezaevindeyiz, hem de –bugün bütün boyutlarıyla açığa çıktığı üzere- Fetullahçı yargının, kasıtlı ve düşmanlık içeren kararıyla… Şimdiki “keskin”(!) sürtüklerin hiçbiri ‘tek satır’ yazmıyor, görmüyor, duymuyor. Yani ortam onlar için riskli! Meseleye CHP el atıyor, bize gönderilen soruları tabii olarak cevaplıyoruz. Yani bir bakıma yine kendi göbeğimizi kendimiz kesiyoruz.

 

otururken---kopya.jpg

Tabii, bu o zamanın şartları altında yazılmış bir yazı;  O günden bugüne çok şey değişti; 7 Şubat’ta MİT’e saldırı oldu, 17 Aralık oldu, 25 Aralık oldu, MİT tırlarına saldırı oldu, Fetullahçı Ajan yapılanma adım adım ifşa oldu, Mirzabeyoğlu için başlatılan “çözüm süreci” gerçek adaletin tecellisiyle, 22 Temmuz’da başarıyla son buldu… Ee, ben tahliye oldum, sonra Haliç Kongre Merkezi’nde tarihi bir buluşma oldu ve 15 Temmuz oldu…

Dolayısıyla o gün o şartlarda yaptığımız eleştirilerin bir çoğu bugün için geçerli değil, çünkü ‘sebeb’ ortadan kalktı, yanlışlıklar düzeltildi…

Ama, bize yapılan “pislikleri” göstermesi açısından, bugün don gömlek öne fırlayan düşük tabiatlı adamların “gerçek yüzünü” göstermesi açısından önemli bir yazıydı.

İlginçtir; En nefret ettiğim ‘insan tipi-karakteri’nden biri olan Bülent Arınç var yine karşımızda… Ve bizim mahallede, kişilik ve karakter olarak aynı bu adama benzeyen birkaç yavşak tip…

Neyse…

Arada bir bu tür “güncellemeler” yapacağımızı söylemiştik…

O çerçevede bir güncelleme…

Aynı zamanda "Fetullahçı yargının", kendine düşman bellediği insanları, kanuni kılıf bile uydurmaya gerek görmeden nasıl içeri attığının da benzersiz bir örneği bu mevzuu

***

Cezaevindeki “Tutuklu ve Hükümlü Gazeteciler Raporu” vesilesiyle

Ben Gazeteci de değilim Cezaevinde de değilim!

Ağustos 2013-Bolu F Tipi Cezaevi B2/7

Geçtiğimiz hafta “Dünya Gazeteciler Günü” dolayısı ile CHP bir “Rapor” hazırlamış:

Cezaevlerindeki Tutuklu ve Hükümlü Gazeteciler

Başlığı altında…

“Rapor” da doğal olarak bizim adımız da geçiyor;

Hem gazeteciyiz, hem cezaevindeyiz, hem de hükümlüyüz…

Televizyonda konu ile ilgili haberleri izliyorum:

Başbakan yardımcıları Bekir Bozdağ ve Bülent Arınç hükümet adına CHP’nin raporuna tepki göstermişler…

Bekir Bozdağ:

“Yok diyor; “Ceza evlerinde gazetecilik faaliyetinden dolayı tutuklu ve hükümlü yok… Onlar; bombalama, silahlı eylemlerden, adam yaralamadan, molotof atmaktan dolayı ceza alanlar, gazetecilik faaliyetlerinden dolayı değil…”

Diyor…

Sayın Bülent Arınç daha kibar, daha da duygusal:

Yazdığı bir kitaptan, yazdığı bir yazıdan, yani GAZETECİLİK FAALİYETİNDEN dolayı cezaevinde olan bir tane gazeteci gösterin, gidip elini öpeyim…

Diyor…

(Estağfirullah… Ne demek el öptürmek, sizin yaşınızda birine?.. Mümkün değil… Haddimiz de…)

Ben aslında gazeteci değilim

Tır şoförüyüm…

Ağır vasıta ehliyetim olmadığı ve iyi tır kullanamadığım için cezaevindeyim…

“Cezaevindeyim” de lâfın gelişi…

Aslında burası da cezaevi değil!

Tatil köyü…

Veya “Dinlenme tesisi….”

Dışardaki:

TC Adalet Bakanlığı Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü

Tabelası ve tel örgüler de belki sadece bir “yanılsamadır…”

Gardiyanlar… Demir kapılar… Maltalar… Mazgallar vesair…

Ben aslında insan da değilim…

Ama bakamayın işte siz…

Zat-ı şahanelerinin “Balkona” çıkmış, “Balkondan bakan”;

Yüce, ulu, -aynı zamanda mütevâzi- Tanrısal tevâzuunuz nasıl uygun görürse artık:

Herhangi bir obje… Nesne… Veya eşya sayılabilirim… Önemli olan sizin “balkon sefanıza” halel gelmesin… Biz kimiz ki… (Ama ben tevazu yapmıyorum. Lütfen!..)

masabasinda.jpg

Cezaevinde olmadığıma, gazeteci de olmadığıma göre ben neyim?

Peki…

Ben, “GAZETECİ, olmadığıma…

“Cezaevinde” bulunmadığıma ve dahi “insan” da olmadığıma göre?…

Ben neyim?..”

Ben, aslında “gazeteci” de değilim, cezaevinde de değilim;

Terör örgütü üyesiyim!..

Elimde silah, dağa çıkmışım, dağda, “çözüm sürecinin” bitmesini bekliyorum:

“Çözüm süreci” biterse;- biterse!?..

Silahı bırakıp -pardon bırakmadan- Kuzey Irak’a geçip “çekilme sürecini” tamamlayıp;

“Türkiye’ye tekrar nasıl gireceğimin planlarını” yapıyorum…

(Tabii o zamana kadar, Beyefendilerin “balkon sefâsı” bitmezse… Biterse, başka bahara artık…)

***

Hakikati, doğruyu; doğru düzgün ifade edenler karşısında:

Bu nedir?..” Öyle midir, değil midir?… Kim, neden, hangi suçtan yatıyor, bir bakalım, ona göre bir cevap verelim…

Diyecekleri yerde… Yukarıda söyledikleri:

“Onlar terörist, bombalamadan, silahlı eylemlerden cezaevindeler, gazetecilik faaliyetinden dolayı değil…”

Demek?… Bundan amaç, maksat ne olabilir?..

Bir kere de biz “düzünden” ifade etmeye çalışalım:

Benim suçum ne mi?..

Malum olduğu üzere;

28 Şubat’ta açılan-açtırılan bir davanın, on üç yıl sonra Yargıtay tarafından onaylanması ile, Nisan 2012’den bu yana cezaevindeyim:

Yasa dışı silahlı terör örgütü İBDA-C üyesi olmak” suçundan…

Bunun “nasıl bir şey?” olduğunu da; Mahkemenin “gerekçeli kararından” Maddeler halinde gösterelim bir kere daha:

BİR 28 ŞUBAT KLASİĞİ:

Bir “28 Şubat Suçu”:

Örgütsel kitap okumak…

Daha önce böyle bir “suç çeşidi” duymamış olanlar olabilir… Ama bize örgüt üyeliği cezası veren mahkemenin kararında en önemli gerekçelerden biri bu

Örgütsel kitap okumak…

Hukukta, kanunda, yasada yeri olmayan, tarifi olmayan bir “suç”…

(Söz konusu kitapların hiçbiri yasaklanmamış, toplatılmamış herhangi bir takibata uğramamış kitaplar… Salih Mirzabeyoğlu’nun eserleri…”

Ne oldu?…

Kitap okumak, örgüt üyeliğinin “delili” oldu…

(Kanunda yasada yeri yok…)

Bir “28 Şubat” suçu:

DGM önünde fotoğraf çekmek…

Evet?…

DGM önünde fotoğraf çekmek…

Suç!..

Hem de “gazetecilik” değil;

“Terör suçu”(!)

Bülent Abi?..

Sesim duyuluyor mu?..

Yok, hâşâ, “el öptürmek” için değil…

Sadece TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’nun 28 ŞUBAT DARBESİ ile ilgili hazırladığı “Rapora”:

28 Şubat’taki BRİFİNGLİ YARGI KARARLARININ İPTALİ VE YARGILAMALARIN YENİDEN YAPILMASI hususundaki “tavsiye kararı”nı SİZİN ENGELLEDİĞİNİZ söyleniyor da…

Onu hatırlatmak için…

(Duymadım, görmedim, bilmiyorum yok!..)

Bunlar; delilli, belgeli, ispatlı, resmi evraklar…

Devam ediyoruz:

Bir “28 Şubat” suçu:

Yasal bir dergiyi, derginin yasal temsilcisine göndermek…

 Evet, aynen böyle…

Bu da büyük bir “terör suçu”…

(Benim gerekçeli karara bakarsanız bir zahmet; İftardan sonra…)

Bunun da tabii ki “gazetecilikle”(!) bir alâkası yok!…

Her şey “yasal”:

Dergi yasal bir dergi…

Temsilci “yasal” bir temsilci…

Yasal temsilciye yasal dergiyi, YASAL olarak göndermekte YASAL ama… SUÇ (!)…

Hem de “terör suçu…

(Biz bir yerlerimizi yırtıyoruz:

“28 ŞUBAT’ın Brifingli Yargı kararları yenilenmelidir…”

Diye…

Duyan, aldıran, başını çevirip bakan yok!…

CHP’nin “Rapor”unu okuyunca da, bu tür tepkiler… Allah çarpar adamı… Allah çarpmasa, başkasına çarptırır… Lütfen… “El etek öpmekle” düzeltilebilecek adaletsizlikler değil bunlar…

Açık… Somut… Çıplak, zulüm ve adaletsizlikler…

Düzeltilmesi de çok kolay:- “Çözüm sürecinden” çok daha kolay “Adil bir YENİDEN YARGILAMA”… O kadar…

Daha kimlerin de ne dosyaları var…

Siz daha iyi bilirsiniz…)

“28 Şubat” Yargısı

Başka ne gibi suçlarım var?..

“Gazeteci” değil de…

“Terör suçu” olan, diğer suçlarım:

-“Yeni Nizâm” isimli bir derginin hazırlık çalışmalarını yapmak… Bu da büyük bir “terör suçu”, gazetecilikle bir alâkası yok!…

-Salih Mirzabeyoğlu’nun fotoğraflarını bulundurmak… “Ele geçirilmiş…” (Karar da öyle diyor…)

-Dergi kapağına mahkeme resmi koymak…

(Bu da “terör suçu”…)

-DGM önünde slogan atmak…

(En büyük terör suçu da bu… Diyebilirsiniz ki, siz bu kadar hukuk dışı şey yaparsanız, sloganda atılır, tekme ve yumruk da… Ama o zaman “nefret suçu” olur, terör değil…)

Görüldüğü gibi;

Bizim “suçların” hepsi, gerçekte:

GAZETECiLiK SUÇU…

“Terör suçu” yok…

(Aslında bunlar “suç” da değil… Çünkü yasada yeri yok… Ama biz buna rağmen, “suç olmayan suçlardan”(!) dolayı –o ne demekse artık- cezaevindeyiz… Fakat, bu defa da; “yok, cezaevinde değilsiniz” diyorlar. Bu kadarı da fazla artık, lütfen!..)

Bu dosya:

Bir “28 Şubat yargısı” klasiği…

Buna rağmen: Israrla ve inatla;

Cezaevinde gazeteci yok!…” Demek?..

“28 Şubat”ın brifingli yargı kararları sorununu es geçmek, yok saymak, görmezden gelmek nasıl açıklanabilir?..

“SUÇ” OLMAYAN SUÇLAR?..

Evet, aynen böyle…

Yasada, kanunda yeri olmayan suçlar bunlar…

Zaten bu yüzden de, zorunlu olarak; AİHM’e başvurduk ve dosyamız kabul edildi…

(Tabii ki isminde “adalet” olan bir parti iktidarında, AİHM’e müracaat etmek istemezdik… Ama onlar daha “cezaevinde” olduğumuzu bile kabul etmiyorlar… Neredeyiz, peki biz?..)

“Suç” olmayan, yani yasada yeri olmayan “suçlar”(!) neler mi?

Bizim “gerekçeli kararda” sıralananlar:

(* DGM önünde fotoğraf çekmek. * Örgütsel kitap okumak. * Yasal bir dergiyi derginin yasal temsilcisine göndermek. * Yeni Nizâm isimli derginin hazırlık çalışmalarını yapmak. * Bir Mütefekkirin fotoğrafını bulundurmak. * Slogan atmak.)

Bunlar…

Bülent Abi?.. Görüyor musunuz “terör”e benzer bir şey?..

Ama dediğim gibi, iftardan sonra okumalısınız…

ADALET BAKANLIĞI AÇIKLAMA YAPIYOR

TGS (Türkiye Gazeteciler Sendikası)nın…

CPJ (Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi)nin…

Ve en son olarak da CHP’nin; “Cezaevlerindeki gazeteciler” ile ilgili “Raporlarına” hükümet adına birileri ve Bakanlık cevap veriyor:

“Filân, şu suçtan, falan bu suçtan, öteki başka suçtan…”

Tam böyle sayıp giderken;

Şükrü Sak” ismine gelince, şöyle bir duruyor ve “derin bir sûkut” buyurup, geçiyor…

Olmaz tabii ki!..

Açıklayın bizim de “hangi terör suçunu işlediğimizi?..”

Bülent Abi’ye bu yaşta, “el öptüreceksiniz”, ayıp değil mi?..

Sonra da “yalanlama”… – Yani söz konusu Raporlara-:

“Bakanlık, gazeteci olmayan 10 sanığı örnek verdi…”

“Onlar terörist” dedi…

Hadi, “onları, bunları” geçtik diyelim…

Bize ne buyrulur?…

Şu aziz mübarek günlerde…

Neredeyse ben bile, “gazeteci” değil,

“Tır şoförü” olduğuma inanacağım… O kadar yani…

( Hatta, “hak ve adalet” duygusu aşırı gelişmiş(!) “İslami camia”nın, – bu tabire de bayılıyorum- her “yanlışlık ve adaletsizlik” karşısında; “Aman eleştirmeyelim, hükümete zarar vermeyelim arkadaşlar”)

Dediği gibi… En iyisi ben de susayım; “Hükümete bir zararı olmasın”…

-Yok, sayın iktidar, yok… Efendim sizin “balkon sefanız” bozulmasın… CHP yalan söylüyor… Sırf sizi yıpratmak için o Rapor’a benim adımı da koymuşlar;

“Şükrü Sak, gazeteci ve cezaevinde..”

Diye…

Yalan efendim, valla billa… Ben “gazeteci” de değilim, “cezaevinde” de değilim… Ben “teröristim” ve aslında dışarda, dağda bayırda geziyorum… Yok, gelmene gerek yok Bülent Abi, biz de öyle bir adet yok yani, haşa el öptürmek filân gibi, ne haddimize…)

Hem “tersinden”, hem “düzünden” bildiğimiz bütün yolları deneyerek anlatmaya çalışıyoruz:

Bu “büyük bir yalan” ve derin bir çelişki diye…

(...)

(*) Bolu F Tipi Cezaevi

B2-7-40  (Ağustos 2013)

sak-png-foto-001.png

Şükrü Sak

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.