• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 15 °C
  • Konya 12 °C
  • İzmir 19 °C

"Başyücelik Notları..."

Şükrü  Sak
Bir meseleyi “siz” konuşamıyorsanız, -sloganın hakikatini inkâr etmeden- o meseleyi “sloganın” ötesine taşıyamıyorsanız, sorunu “dışta” aramanıza gerek yok! Bu açıdan da “Başyücelik Notları”nın bir ilk olduğunu söyleyebiliriz...

 

 

 

“Başyücelik Notları…”

Şükrü Sak

Geçtiğimiz ay, sessiz sedasız bir kitap çıktı:

Alt başlığı “Başyücelik Notları” olan; “Tekbir”in Nizâmı adlı kitap…

Dr. Nevzat Şipleme’nin ilk kitabı bu…

Çimke” yayınlarından basılan kitabın çıkmasında bizim de bir “çimke” katkımız oldu…

Nevzat Şipleme; 90’lı yıllardan bu yana mücadelenin içinde biri…

Kitabın girişinde;

“Üniversite yıllarında İBDA fikriyatı” ile tanıştığını belirten Şipleme; Bu sayede;

“Kendini arayış sürecine anlamını vermiş ve böylece insan olmak ve insan kalmak çabası ve hasretini temellendirebilmek imkânını bulduğunu” söylüyor…

Doksanlı yıllarda, ‘kitap’ çok önemliydi…

İnsanlar okurdu… “Yeni bir kitap” demek, yeni bir heyecan ve tartışma konusu demekti…

Eğer bir “90’lı yıllar kuşağı” tanımlaması yapılacak olsa, muhakkak ki bu kuşağın “zihin ve ruh dünyasını” şekillendiren başlıca hususun “kitap okuyor olmaları” olduğunun vurgulanması gerekir.

Yeni bir kitap çıktığı zaman, konuşulur, tartışılırdı…

O yıllarda;

Sosyal medya denilen şey yoktu;

Facebook yoktu…

Twetter yoktu…

İnstagram yoktu…

İnternet yoktu…

Cep telefonu vardı ama, sadece ‘telefon’ olarak kullanılırdı…

Sadece “yazarlar” yazar…

Söyleyecek bir sözü” olan…

Mevzuunda “söz sahibi” olan…

Bir “gayesi ve dâvâsı” olan, mücadelenin, kavganın içinde olan “yazar”, diğerleri de “okur”du… Okur, yetişir, aktif olarak örgütlü mücadeleye katılırdı…

Şimdi herkes ‘yazar’ olduğu için, ‘okur’ yok oldu

(Bir de benim “yazar yazarı” dediğim bir tip türedi. Bu tip, manken olmaya, şöhrete hevesli genç kızlar gibi, sadece “şöhret” tutkusuyla, içgüdüsüyle döktüren bir tip. Bir davası, bir gayesi, bir ideali, bir örgütü, bir fikri olmadan, “din alıp din satan” tuhaf bir tip. Her konuda konuşur, her konuda yazar. Bilmediği(!) hiçbir mevzu yok.  Manken olma heveslisi yoldan çıkmaya hazır genç kızla, bu “yazar yazarı” arasındaki tek fark, birinin “meşhur” olmak için “gövdesini”, diğerinin, “İslam’ı” ve dini değerleri kullanıyor olması… Bu “yazar yazarı” tiplere beş on tane örnek verebiliriz, şimdilik…)

Hülâsa;

Doksanlar kuşağının hayatında “kitabın” çok önemli bir yeri vardı…

İnsanların hayatına, gençlerin geleceğine “kitablar” damga vururdu…

Bugün için aynı şeyi söylemek mümkün mü?.. Sanmıyorum…

*

Başyücelik?..

Malûm bu mesele özellikle son dönemde, bazı solcu ve liberal yazarların, “Yeni Türkiye” ve “Erdoğan”ı, dışyüzden, dışın da dış yüzünden “suçlandırmak”(!) maksadıyla gündeme getiriliyor;

Necip Fazıl’ı anlamak ‘Yeni Türkiye’yi anlamaktır!

Erdoğan’ın hedefi Başyücelik

Mesele başkanlık sistemi değil, ‘yeni nizâm’; siz hala anlamadınız mı?”^

“Başyücelik nedir?”

Erdoğan’a soralım, Necip Fazıl’ın “Başyücelik” rejimi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ve benzerleri…

(İşin doğrusu, Cumhuriyet’ten Özgür Mumcu’nun sorduğu bu sorunun cevabını biz de merak ediyoruz!)

Bu çerçevede üç beş değerlendirme daha… Fazlası yok!.

Yarı laik, yarı liberal, köksüz ve Batıcı kesimin, meseleye bu şekilde yaklaşmasında bir tuhaflık yok tabii ki…

Tuhaflık Müslüman kesimin ‘aydın sınıfının’ bu konudaki suskunluğu veya cehaleti?.

Bunu anlamak zor gerçekten!

Bilindiği üzere, bu meseleyi –Başyücelik- bir sistem teklifi hâlinde ve kitaplık çapta ortaya koyan da; İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu

Aslında “Başyücelik Devleti” bahsi, Büyük Doğu İdeolocya Örgüsü’nün işleniş gayesi ve bütün mevzularını toplayan ana sütûnu; yani İdeolocya Örgüsünün tâ kendisi… Ne var ki, göz önünde duran eşyanın kayıp olması gibi, etrafında işlenen mevzuların içinde gaib oldu ve uyudu kaldı…

Bahsi alıyorum ve malûmu meçhullükten kurtarmak ve elbette kullanılmak üzere yapılmış bombayı cemiyet meydanında patlatmak şeklinde, işliyorum…

Diyerek de takdim ediyordu bu eseri Mirzabeyoğlu;

Umulur ki, meselelerin seyri ve İslâmcı mücadelenin müşahhas hedef ve gayelerinin tesbiti hususunda yepyeni bir bakış getirilmiş olsun…

Sonrası malûm;

Bu eser de “uyudu” kaldı…

 

-II-

Türkiye’de gündem “Başkanlık sistemi…

Yaklaşık olarak son üç dört senedir, şu veya bu şekilde bu konu tartışılıyor, tartışılmaya çalışılıyor…

Meseleyi takib edenlerin bildiği üzere, tartışma sürekli işin “şeklî” yönü üzerinde…

İşte;

“Başyücelik Notları”nın önemi de tam bu noktada ortaya çıkıyor…

Gündemin “sistem tartışmalarına” odaklandığı böyle bir ortamda;

Tamamen “yerli, milli, orijinal”…

Örneği ve benzeri bulunmayan…

Bu milletin “ruh köklerinden” fışkırmış, geçmişini kucaklayıp, geleceğini istikâmetlendiren yegâne sistem; “Başyücelik” olduğu hâlde...

İslâm düşmanı bütün kesimlerin, “yaklaşmakta olan tehlike”yi sezip, kaygı ve korkularını dillendirdikleri bir ortamda, biz bu meseleyi, niçin “meselenin istediği seviyede” gündeme getiremiyoruz?...

“Başyücelik Notları” bu soruya da cevap arıyor…

Açıklayalım:

Birincisi; Nevzat Şipleme’nin “Başyücelik” meselesini kitaplık çapta ele almış olması ve bugüne kadar aslında çoktan, bütün toplum kesimlerine “sirâyet ettirilmesi” gereken bu konunun, “neden yapılamadığına” dair çok önemli tesbitlerde bulunması… Okuyanların da göreceği üzere; Şipleme bu meseleye çok ciddi şekilde kafa yormuş!

“Başyücelik ideali-sistemi” neden, Türkiye’deki bütün Müslüman grupların, cemaatlerin, yapıların, oluşumların, kendilerine yol çizeceği, rota belirleyeceği bir “üst şemsiye” rolüne büründürülemedi?.. (Elbette, Başyücelik benzeri başka bir sistem teklifi olsaydı bu soruyu sormayacaktık…)

Şipleme bu sorunun da tam ve doğru cevabını veriyor…

İkincisi; Mirzabeyoğlu’nun “Kültür Davamız” ve “İbda Diyalektiği”nde işaretlediği;

Dil mesele konuşarak yaşar” gerçeği…

Yani bir meseleyi “siz” konuşamıyorsanız, -sloganın hakikatini inkâr etmeden- o meseleyi “sloganın” ötesine taşıyamıyorsanız, sorunu “dışta” aramanıza gerek yok! Bu açıdan da “Başyücelik Notları”nın bir ilkolduğunu, birçok yönüyle bu meseleyi tartıştığını söyleyebiliriz…

Üçüncüsü; “Başyücelik Notları”nı okuduğumda;  Mirzabeyoğlu’nun cezaevindeyken bir vesile ile söylemiş olduğu;

Aslında burada –Başyücelik Devleti eseri- ne el atılmamış konular, ne hazineler var, böyle alıp işlenmesi gereken” sözünü hatırladım… Kanaatimce buradaki “işlenmesi gereken” olarak işaretlenen önemli meselelere de temas ediyor kitap!.

 
Bu haber toplam 1352 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.