• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 15 °C
  • Konya 12 °C
  • İzmir 19 °C

Bana "hiçliğin" resmini gösterebilir misin Abidin?

Şükrü  Sak
Sen bu kadar "demokratlıktan" sonra git en azgın darbecilerin dizinin dibine çök! Ne diyorlardı; Hayat bazen insana böyle şakalar yapar!

10744.jpg

 

"Hiçliğin" prototipi!

En “liberal” onlardı…

Onlardan daha “demokrat” kimse yoktu…

Estiler mi, mangalda kül bırakmazlardı... 

Eğer balık hafızalı değilseniz;

Hatırlayın “proje Taraf” zamanlarını…

Amerika, “Türk ordusunu” tasfiye etme kararı almıştı…

Sebeb?

2003’deki Mart tezkeresine “karşıyız”, Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti istemiyoruz, bizim de kendimize göre kırmızı çizgilerimiz var

Dedikleri için…

Sonra, Kuzey Irak’ta Türk askerinin başına çuval geçirilmesi ile başlayan sürecin nerelere kadar uzandığını hep birlikte gördük; “Genelkurmay Başkanını terör örgütü lideri” ilân etmeye kadar…

O süreçte;

(“Bu bir Amerikan operasyonu” dediğimiz için, bizim “siyaset dehası”(!) ve “ihlâslı”(!) mücahitler ve “yürüyen çene” kardeşler bile bize “Ergenekoncu” dediler! Unuttuk sanmayın!)

Neyse, meselemiz bu değil… Bu projede rol alan “Altan” kardeşler…

Baş rollerden birinde Ahmte Altan vardı tabii ki… Bugün “cemaatin Washington imamı” olduğu anlaşılanYasemin Çongar’la birlikte…

Amerika saldırdı mı böyle saldırır; Planla ve proje ile…

Gazetesi, televizyonu, üretilecek argümanları, bunlarda “kullanışlı” personeli, hepsi bir bütün halinde yeri ve zamanı geldiğinde “cepheye” sürülmek üzere…

dehset-yili.jpg

(Nitekim, bu proje de çökünce, ikinci projeyi, Erdoğan’ı devirme projesini devreye soktular. 2012’de daha yaprak kımıldamazken, Yasemin Çongar, Ahmet Altan’a, Türkiye için “dehşet yılı”nın başladığı mesajını atıyordu… Ve bunu 2012’de, Erdoğan’a cephe almış Taraf’ta yazıyorlardı…)

Öyle de oldu…

“Poje Taraf”ta en büyük rollerden birini Ahmet Altan üstlendi…

Neydi o yazılar öyle, “hatırlayan” var mı?

Darbelere karşıydılar…

Hem de nasıl karşıydılar…

Orduyu lağvedelim” diyorlardı…

Koskoca ülkenin Genelkurmay Başkanı bir anda “terör örgütü lideri” olmuştu…

Ahmet’in o “Taraf”taki yazıları neydi öyle;

“Darbecileri” hallaç pamuğu gibi ordan oraya savuruyordu…

“Demokrasi destanı”(!) yazıyordu…

Yasemin Çongar, Zeyno Baran, Fetullah ve Zaman’la kol kola;

Kemalizme, Atatürkçülere, darbeci askerlere karşı;

Oooo!..

(Dinci kesimin bu işlere dili dönmediği için, onların medyasının baş köşesini Ahmet Altan’ın o meşhur yazıları süslüyordu, can ciğer kuzu sarması olmuşlardı bir ânda…)

Sonunda ne olduysa bir ânda oluverdi;

Yeni “Amerikan projesi” Erdoğan’ı tasfiye etmeye karar verdi;

Yine bu “kardeşler” en ön saflardaydı…

O darbeciler cici çocuk oldular, bu defa en azılı diktatör “Erdoğan” oluverdi

Sen nasıl olur da Amerika’nın isteklerine hayır dersin?

Yine en rezil manşetleri bu defa Erdoğan ve Ak Parti için attılar…

Zerre kadar dürüstlük ve tutarlılık yoktu bunlarda, o gürültü içinde kimse dikkat etmedi…

Bunlar, laik, liberal, demokrat aydınlardı…

Fakat nasıl olduysa bir anda “dinci” oluverdiler; sümüklü bir vaizin gazetelerinde, televizyonlarında, “Abant”larında boy göstermeye başladılar.

Hatta şu “tanrı yazar” (Ahmet abi pardon!) Ahmet Altan bu salya sümük vaizden özür dilerken şunları yazmıştı;

Kaş yaparken gözü lobuyla beraber çıkarıp aldım. Mahcup oldum ki mahcubiyet çok harika bir duygu değildir. Bu hatadan dolayı kendisine borçlandım. Bu dünyada ödeyebileceğim kefaret özür dilemek. Ama ahirette ayrı ayrı bölümlerde ikamet edecek olsak da ben kendisini kabul ederlerse Sırat Köprüsü'nde sırtımda taşırım. Umarım böylece ödeşiriz.

Konuştukları zaman mangalda kül bırakmazlardı…

Onlarınki konuşma-yazma değildi zaten, bir nevî “kükreme”ydi…

Ama aslan kükremesi değil…

Şimdi?..

Sen o kadar “darbelere karşı, liberal, demokrat” falan filân “gürledikten” sonra, git en azgın darbecilerin dizinin dibine çök!

Olacak iş mi bu ya!

Hayat insanlara böyle tuzaklar (siz “şaka yapabilir” diyebilirsiniz) kurar bazen “demokrat-liberal, ateist” kardeşler…

Siz “darbeye karşı” o kadar “şey edersiniz…”

Hayat sizi böyle en bayağı ve hain “darbecilerin” kucağına atar

Sonra “tanrılığınıza”(!) rağmen böyle tıpış tıpış gidip aslında FETÖ’cü olmadığınızı “Cumhuriyetin savcılarına” izah etmeye çalışırsınız…

İşte böyle hacı…

Kendi halkını düşman olarak gören ve Amerika’nın “our boys”ları olarak zırt pırt darbe yapan “our boyslara” düşman olan bir halk üzerinden bu kadar “prim” yaptıktan sonra, tekrar aynı mevziye dönmek nasıl bir “ironi”dir, anlaşılıyor değil mi?..

Ha, bu arada…

Şimdiki FETÖ ve Altan “düşmanı” olan bu “dinci” kesimin çok büyük bir kısmı, o zamanlar;

Bu Altan’dan ve Taraf’tan Allah razı olsun!

Duasını dilinden düşürmüyordu…

Belgeleri var…

Bu “çelişkiyi” de bir hatırlatan çıkar belki!

*

Özet olarak, dememiz o ki:

“Altan”ların siyasî hayattaki yeri küçümsenemez…

Bunların “babası” da böyleydi…

Müslüman Türk halkına hep “yabancı”lardı… Hep öyle kaldılar!

 “Şeytanın gör dediğini” gördüler, “görme!” dediklerini görmediler!

"Batı’ya hayran” olmanın dışında, hiçbir özellikleri yoktu. Anlamsız ve "lay lay lom" bir hayat tarzını tavsiye eden, "Batıcı aydın" tipinin somut örneklerinden bir zihniyet. Bu, babadan oğula, oğuldan toruna devretti…

Sosyalistti ama; sosyalist değildi...

"Doğu"luydu ama; "Batı'ya" körü körüne hayrandı...

Teknolojiye külliyen yabancıydı ama; söze hep "Batı, Uzay'a giderken" diye başlayarak, kendi toplumunu küçümser, böylece de “bir şey söylediğini” zannederdi.

Allah'a inanmazdı...

Değer tanımazdı...

Batı karşısındaki “aşağılık” duygusunun, kendi ülkesinden, vatanından, tarihinden, geçmişinden, kültüründen nefret etmenin bir “prototipi”ydiler “aile boyu…

Hatta, en somut prototipi de diyebiliriz…

Üzerinde durulması gereken, her yönüyle değerlendirilmesi gereken bir "zihniyeti" temsil ediyorlardı…

Aslında ben, bu vesile ile, Ahmet Altan’ın;

Bir çift kadın memesine vatanı satarım” sözü üzerinden bir “kişilik analizi”(!) yapacaktım, fakat onu da kızı Sanem Altan tevil ettiği için vazgeçtim. Ona göre, “satacak başka bir şeyi olmadığı için” öyle yapacakmış…

Eski Yunan’da “kadın memeleri” çok değerliymiş de ondanmış, falan filan vesaire…

Yine de savcılar bunlara sorar mı bilmem;

“Ulan Mehmet, senin gibi bir ateistin Fettoş gibi bir vaizle ne işi olur?..

“Ulan Ahmet, hani sen darbeye de karşıydın, Ergenekon’a da, Balyoza’da…

“Ulan Ahmet, söyle bakalım bu darbeci vatan hainlerine ne karşılığında ne sattın? Bu Amerikan ajanı vaizin “memeleri” de yok! Bak doğru söyle!”

"Ulan Ahmet, bak burada demişsin ki;

"Sat" diyor zaten benim tanrım, ‘Kadın memelerine bakmayan ve generallerini çok ciddiye alan memleketleri sat gitsin"

Kim lan senin tanrın?

Söyle bakalım, Amerika mı yoksa?"

"Sattın mı lan?"...

"Ulan Ahmet hiç utanmıyor musun oğlum sen, yıllarca liberal, demokrat filân takıldıktan sonra, gidip en azgın darbecilerin dizinin dibine çökmeye?"

Bütün bu soruların sorulup sorulmadığını ve Ahmet'in bunlara ne cevaplar verdiğini önümüzdeki günlerde hep beraber göreceğiz! 

 

Bu haber toplam 1100 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.