• BIST 116.841
  • Altın 161,940
  • Dolar 3,7823
  • Euro 4,6622
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 8 °C
  • Konya 9 °C
  • İzmir 13 °C

Aydınlar Aristokrasisi üzerine; Konuşma notları -II-

Şükrü  Sak

aydinlar-aristokrasisi-uzerine-konusma-notlari-2.jpg

Akademya'nın düzenlemiş olduğu, Türkiye Yazarlar Birliği'ndeki programda yaptığımız konuşmanın notlarını yayınlamaya devam ediyoruz!

Dün yayınladığımız notların ilk bölümünde de söylediğimiz gibi, bunların bir kısmı, orada değerlendirilmemiş, bir kısmına ise sadece atıf yapılarak geçilmiş, bir kısmı da konuşulmuş mevzuular.

Bu notları belli bir akış sırası gözetmeden, konu ile ilgisini göz önüne alarak, okuyucularımızla paylaşıyoruz...

 

sukru-konferans-resim-tek.jpg

HAKİKATİ BULMUŞ ADAM

Hakikati bulmuş adam, hakikati bilen adam, bunu bilmenin verdiği bir güven ve emniyet duygusuyla konuşur ve savaşır.

O’nun artık her hangi bir şeyden şüphesi kalmamıştır!

Doğruyu bulmuştur, kıvırmasına gerek yoktur!

Ve kendini “bulduğu ve bildiği” o “hakikate adamıştır”…

Kendini hakikate adamış bir insanın, uğruna yaşadığı ve savaştığı tek gerçek vardır, o da budur;

Onu tek şey öldürebilir;

Bulduğu hakikatin yalan çıkması!

Bu “doğru”yu, adına “İslamcı mücadele” veya “İslamcılık” denilen şeye uygulayacak olursak felaket bir tablo ile karşılaşırız;

İlk karşımıza çıkan şey;

Hakikati bulmuş insanların emniyet ve güven duygusu

Hakikati bulmuş insanın haklı ve dik duruşu değil…

Sünepe, mıymıntı, kıvırgan bir “karakter”…

Felâket bir tablo!.

Bunu sizler de görüyorsunuz zaten…

Bu “tavır ve duruş”; hakikati bulmuş insanın tavrı ve duruşu olmaz, olamaz! Hakikati bulmuş insan, böyle mürai davranamaz!

(Burada, “hakikat” kavramını hangi anlamda kullandığımızı da söyleyelim; bizim “hakkiat”ten kasdımız, Mutlak hakikat; Şeriattır!)

Şeriat; mutlak hakikat!

Bunu bulmuş, bilmiş ve inanmış adam; Necip Fazıl ve Mirzabeyoğlu’dur ve her durumda nasıl dik durduklarını biliyoruz!

Bu tavrı en gerçek manasıyla bunlarda görüyoruz!

Hakikati bulmuş adam tavrı!

Peki bu “tavır” nasıl bir tavırdır!

“Hakikati” bulmuş ve ona iman etmiş bir adamın tavrı, nasıl bir tavırdır?..

Şimdi ona da bakalım ve “GERÇEK İMAN” nasıl bir şeymiş onu anlamaya çalışalım;

akademya-toplu-foto.jpg

İNANMAK NEDİR?.

“Muhal farz… Dünyada mevcut ne kadar insan varsa inkâra sapsa…

Hayvanlar, nebatlar, cematlar da dile gelse ve bunlar da aynı inkâr sesini bestelese… Fezanın dibi ölçülse ve dibinin dibindeki dipten ilerisinin de tasavvuru kabil olmayan hesabı verilse…

Her madde ve her hadise, vücut hikmetini, “niçin”inin, “nasıl”ını “neden”inin mutlak bir anlatışla anlatsa ve bütün bunlar İNKÂRI GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN olsa…

Muhal farz dedim ya; aslında onun emriyle var olan yokluk, var olan varlık gibi dile ve harekete gelse de kendisiyle beraber varlık adına tek şey, tek ümit tek vücut bırakmasa…

Ölüme çare bulsalar, yıldızları bozuk para diye harcasalar, güneşi idare lâmbası gibi kullansalar, mesafeleri dondurup yekpâre bir elmas halinde hakimiyet tacına oturtsalar ve bu tacı benim başıma geçirseler…

Dilim, hafızam, akrabam, vatanım, hatıram, hiçbir şeyim kalmasa…

Benim, evet bizzat benim ayaklarımdan saçlarıma kadar her zerrem kendi aleyhime dönse ve beni yalanlasa…

Ben, bende kalacak olan tek ve son bir nokta halinde, sana Allahım ve senin Sevgiline iman eden ve O’nun senden getirdiği her ölçüyü hak bilen biricik insan, vücut, kısım, parça, nokta, zerre olur ve böylece kalırım.

Dedim ya; muhal farz, yokluğu bulup da söyletseler ve ona “benden başkası yok” dedirtseler ben yine O’nun bildirdiği “var”dan ve O’ndan yana kalırım!”

Böyle diyor…

Böyle bir İMAN!.

Demek ki neymiş;

“Hakikati bulmuş adamın tavrı” bu!

Bu okuduğum bölüm; Üstad’ın Esselâm isimli eserinin takdim kısmından!

*

Yine eserin takdim bölümünde bir beklentisini de şöyle ifade ediyor Üstad, onu da buraya sıkıştıralım;

“Umulur ki; bir gün Türk edebiyatı, bu eseri, yeni zamanların İslâmî tahassüste ilk temel kitabı saysın… Ve destanlık çapta cehd sarfetmenin ne demek olduğu bu vesileyle görülsün…”

Ve gençliğe tavsiye:

“Allah’ın “teslim olunuz!” emrini verdiği Gaye-İnsan ve Ufuk-Peygambere, bildiğiniz veya bilmediğiniz, haberini aldığınız veya almadığınız, anlayabildiğiniz veya anlayamadığınız her tarafiyle ve her zerrenizle teslim olmaktan başka gayeniz olmasın!..”

*

Tek başına “doğru” diye bir şey yok; O’nun getirdiği “doğru” diye bir şey var… Bu eser o gayenin vecd pırıltılarından bir çakıntı ve aşk haykırışlarından bir ses…”

*

Vecd…

Vecd, sözlükte "hayranlık duyma, muhabbet, kendinden geçerek unutacak kadar ilahi bir aşk hali" anlamlarına gelir. Vecd halinde insan kendi konusuna sahip olur ve onunla birlik kurar. Her türlü dikkat, nefse ait her türlü şuur geçici olarak yok olurda denebilir.

Vecd, bir nevi istiğrak, kendinden geçme, dalma…

*

sukru-aa-ic.jpg

BİZ “FİKİR ÇAĞI” DİYORUZ, ONLAR; “SON MODA VAİZ ÇAĞI” DİYORLAR

Şu ân yaşadığımız çatışma da bunun “çatışması”…

“Piyasa İslâm’ı” ve…

“Piyasa İslamı”, bu bir kitab adı. Yazarı yabancı. Buradaki solumtıraklar Türkiye’de; İslâm’ı, Müslümanları, sosyolojiyi tanımadıkları için, sürekli bu tür eserleri tercüme edip duruyorlar. Yazan adam bildiğiniz “oryantalist mantığı” ile yazmış. Bir nevi “istihbarat raporu” gibi ama, çok önemli tesbitler de var…

İşte bunu tercüme edip basanların amacını söylemeye gerek yok;

Adamlar, “İsâm’ı ve Müslümanları” onlardan öğreniyor, onların gözlüğü ile bu meselelere bakıyorlar.

Bu kitapda bir bölüm var; “Son moda vaiz çağı” diyor…

İşte, fikirsiz, derinliksiz, çözümsüz, sistemsiz böyle rastgele değişen ve dönüşen topluma bakıp, bu toplumun önüne çıkan, birbirinin kopyası; “filan cemaat, falan hocfendi, filan mübarek” derken, hepsinin ortak noktalarını, bunların bir nevi, hazırlanmış, kurgulanmış “paket programlar” gibi, bir anda toplumda öne çıkmasını değerlendirirken, bu “hacı-hoca-cemaat” bolluğuna bakıp, böyle bir isimlendirme yapıyor. Ortak özellikleri de içinde yaşadıkları, devlete, topluma, çürümeye, yozlaşmaya İTİRAZ ETMEDEN, mevcut içinde kendilerine bir “Pazar” oluşturmaları… Bir çeşit, “arz-talep” piyasası oluşturmaları… Hani her malın bir alıcısı bulunur hesabı…

Şimdi mesele nereye doğru gidiyor görüyorsunuz değil mi?..

Hiçbirinde, bir fikir, ideoloji, asliyet kaygısı yok!

O yüzden de;

Biz, "Fikir Çağı" dedikçe, onlar, "son moda vaiz çağı" diyorlar!

İşte bizim çözmemiz gereken mesele!

Sen kendini tarif ve ifade edemezsen, Batılılar seni böyle tarif ve ifade ederler! Batılılara bu malzemeyi veren kim? Söylemeye gerek yok! Bu da bu tariflerdeki gerçeklik payını kabul ettiğimiz için!

Bakın şimdi, burayı aynen okumam lazım: (İtalik yerler kitapdan alıntı)

İslâmlaşma süreçlerinin kilit sembollerinin depolitizasyonu veya otoriter militan kültürünün iflasının ürünü, tabandan değişime uğramış yarınların İslâm’ı, İslâmcılığın kolektif projelerini artık geride bırakmıştır.

Yeni kolektif heyecan atılımlar, bundan böyle cool and competitiv*(serin rekabetçi) dinselliğin ifadesi YENİ VAİZLER ETRAFINDA ŞEKİLLENMEKTEDİR.

Bu süreç aynı zamanda DİNİ SEMBOL VE ÜRÜNLERİN, küreselleşme ağ ve düşsellikleriyle eklemlenmesinin burjuvalaşan İslâmî yaşam biçimi için hiç de bir tehdit oluşturmadığını teyit eder.

Hani böyle uydurukça kelimelerle filan anlaşılmadıysa, kısaca ne dediğini söyleyelim…

Bundan sonra, burjuvalaşan adamların “din ihtiyacını” da bu “vaizler” karşılıyor ve bunlar, bu “burjuva Müslümanlarını” da rahatsız etmiyor!

Kısaca, adamlar, İSLAMIN ÖZÜNDEN UZAKLAŞTIRILDIĞININ farkında, kültürel olarak Batı hegemonyasına girmiş kalabalıkların bu vaizler sayesinde din ihtiyacının giderildiğini söylüyor!

Ve somut örnek veriyor:

“Eş zamanlı ve birbirlerinden bağımsız olarak şu iki vaiz,

 politik anlamda etkisizleşmiş

sosyal anlamda burjuvalaşmış bu yeni “DİNSELLİĞE” örnek teşkil etmektedirler;

Güneydoğu Asya’dan Abdullah Gymnastiar ve Arap dünyasından Amr Khaled

Bu iki vaiz, beş yıldan az bir süre içerisinde, Müslüman dünyanın önde gelen vaizleri arasına girmeyi başarabilmişlerdir.” Diyor.

Milyonlarca taraftarını bugün geleneksel İslamcılığa sosyal anlamda tek CİDDİ ALTERNATİF OLUŞTURAN eğilimleri içerisinde sürükleyebilmektedirler:

NORMALLEŞMİŞ” bir yaşam tarzı

Geleneksel anlamdaki siyasetin reddi,

Dini dogmanın genel hatlarına dokunmadan çerçevesini yumuşatmak.

İlk bakışta dikkat çeken unsur;

Her iki vaizin de genç olmasıdır. Amr Khaled 40’ına yakındar, Gymnastiar ise 40-45 yaşlarındadır.

*

İkisi de DİNİ OTORİTENİN geleneksel farklılık yaratan hal ve tavırlarına soğuk bakmaktadır!”

Bunların buradaki modellerini biliyorsunuz, tek tek saymaya gerek yok herhalde…

Fetullah…

Adnan…

İhsan…

Hacı, hoca… Özellikle, şimdi bir de "televizyon hocaları" çıktı, daha değişik formatta, "vakıf hocaları", ekran maymunları, bildiğiniz, din bezirgânları...

Bizim piyasa şimdi bunların işgali altında…

Daha vahimi; bunlardan “RAHATSIZLIK” duyanların sayısı fena halde azalıyor…

Uzun lafın kısası, bunlar giyimlerinden, kuşamlarından, tavır ve tutumlarından bilmem neye kadar projelendirilmiş, medyatik olarak üretilmiş tipler…

Fakat mesele burada bitmez!

*

konferans-toplu-a-001.jpg

Şimdi siz de hemen burada hatırladınız değil mi;

Üstad ve Mirzabeyoğlu’nun o sözünü:

-“Muayyen sahalarda dinin hikmetlerini en doğru anlayışla topluma aplike edecek ve insanlara yaşanmaya değer hayatı bildirecek fikircilere ihtiyaç var…

Rast gele fikirler gevelemek değil..

*

-“İslâm eskilik ölçüsüyle ezel kadar eski ve yenilik ölçüsüyle ebed kadar yenidir; bunu anlayacak ve anlatacak cihan çapında fikircilere ihtiyaç var, her biri mukkades ölçülerin papağanvari ezbercilerine değil..”

O halde anlamışsınızdır şimdi;

Son moda vaizler çağı” mavalının nereden ürediğini ve üretildiğini!

*

Başbaşa’dan… İDEOLOCYA

-“21. yüzyıla kadar bütünlük şuurunu kaybede kaybede gelenlerin, “Mutlak Fikri” eşya ve hadiselere tatbik etmek için neye ihtiyacı vardır?

Soru bu…

Cevab da şu:

Bütün insan ve toplum meselelerinin hallinde kendisiyle yürüyeceğimiz, kendisini de yürütmüş olacağımız sisteme; bütünlük şuuruna, görüş inanış ve ölçülendirişte, “Mutlak Fikre” nisbet içinde olabilmek için gerekli “anlayış” mihrakına;

Kısaca bütün insani verim şubelerinde tezahür edecek ahlâkın ruh ve sistemine; tatbik fikrine!

Şimdi asıl söylemek istediğimiz anlaşıldı sanıyorum;

BÜTÜN MESELE BU MERKEZDE DÖNÜYOR;

Bu “paket program, son moda vaizlerin-cemaatlerin” aslında bir ÜRETİM olduğunu, kurgu olduğunu görüyoruz!

8469.jpg

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.