• BIST 95.286
  • Altın 271,690
  • Dolar 5,6605
  • Euro 6,2795
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 17 °C
  • Konya 16 °C
  • İzmir 23 °C

Av. Ali Rıza Yaman yazdı: Bir Halil’in/Dost’un Öğrettikleri

Av. Ali Rıza Yaman yazdı: Bir Halil’in/Dost’un Öğrettikleri
Bu şahadet tablosunu şiirleştiren hâdisenin kahramanı bir Halil/Dost ise bu tablo, daha bir şiiriyet arz ediyor. ‘Şiir idrâki’ni ahlâkî bir zorunluluk olarak ifade eden Salih Mirzabeyoğlu’nun yiğit ve güzel evlâdı Halil Kantarcı’nın İBDA’yı tanıdığı...

-Güncelleme-

 

Bir Halil’in/Dost’un Öğrettikleri

Av. Ali Rıza Yaman

I.

Ben temkinli yürüyordum. Biraz gerilerindeydim. Tanklardan ateş edildiğinde en ön saftaki 3-4 kişi yaralanarak düştü. Arkadaşları yaralananları benim bulunduğum daha az tehlikeli geri bölgeye taşıdılar. İçlerinde en ağırı Halil’di. Adını sonradan internette görünce öğrendim. Boğazından çok ağır yaralanmıştı ve ilk yardım imkânı kalmamıştı. (…) Şahadetini ben de basından öğrendim ve fotoğraflarından tanıdım. ÇOK CESURDULAR. HALKIN BÜYÜK BİR BÖLÜMÜ 200 m. GERİDE BEKLİYORDU. (…)BİRKAÇ SEFER UYARI ATEŞİ OLDU. HER ATIŞ SONRASI YERE YATIP, SONRA İLERLEMEYE DEVAM ETTİLER.(…)ŞAKA YAPMIYORLARDI. AMA HALİL’LER HER ŞEYİ GÖZE ALMIŞ GİBİYDİLER. HER SEFERİNDE DAHA ÇOK YAKLAŞTILAR TANKLARA DOĞRU, TA Kİ ÜZERLERİNE NİŞAN ALINARAK ATEŞ EDİLENE KADAR. Onlar vurulduktan sonra arkadaşlarının çoğu (…) sabit kaldılar. GERİ ÇEKİLMEDİLER. ÜZERİLERİNE ATEŞ EDİLMEYE DEVAM EDİLDİ. Ta ki, sabah ezanına doğru özel harekat polisleri müdahale etmek için konuşlanmaya başlayıncaya kadar.

Nasıl bir anlatım?

Son derece düz, yalın, direkt ve pek şiiriyet belirtmeyen bir anlatım değil mi?

Ama buna rağmen buram buram şiiriyet kokuyor.

Bu şahadet tablosunu şiirleştiren hâdisenin kahramanı bir Halil/Dost ise bu tablo, daha bir şiiriyet arz ediyor.

‘Şiir idrâki’ni ahlâkî bir zorunluluk olarak ifade eden Salih Mirzabeyoğlu’nun yiğit ve güzel evlâdı Halil Kantarcı’nın İBDA’yı tanıdığı tarih, Halil Kantarcı’nın kadim dostu Bünyamin Eser’in belirttiğine göre, 15 Temmuz 1995…

İBDA’yı tanımasına vesile olan, evlâdına ismini de verdiği gönüldaş ağabeyi olup 20 yıldan fazladır esir tutulan, yaşayan şehîd Cihad Özbolat...

Ve bir sohbette bana bahsettiği üzere İBDA’dan okuduğu ilk kitap da Şiir ve Sanat Hikemiyatı…

“Kitabın adına vuruldum hocam… İsmi bile başlı başına bir şiir… (Kendine has tebessümüyle ve heceleyerek)Şiir ve Sanat Hikemiyatı… Ne harika değil mi?”

Halilimiz şiir gibi yaşadığı fâni hayata, tıpkı “demek ki böyle ölünüyormuş” diye vedâ eden Üstad N. Fazıl tadında bir şiiriyetle vedâ etmiş, tam da İBDA’yı tanıdığı günde şehîd olmuştur.

II.

Halilimiz’in şahadetine şahitlik eden kişinin internette belirttiği yukarıdaki vedâ tablosu; Halilimiz’in ve onun şahsında bütün dava arkadaşlarının fikir, sanat ve aksiyon tablosudur aslında.

15 Temmuz 1995’de İBDA’yı tanıyan, 15 Aralık 1995’de gözaltına alınan Halil Kantarcı ve arkadaşları, hem Fetullahcı hem de Kemalist polislerin işkencelerine daha 15-16 yaşındayken maruz kalır, önce nezarete daha sonra cezaevine konulur.

Ama “HALİL’LER ÇOK CESURDULAR. İLERLEMEYE DEVAM ETTİLER. HERŞEYİ GÖZE ALMIŞ GİBİYDİLER. HER SEFERİNDE DAHA ÇOK YAKLAŞTILAR.”

Hedefe her seferinde daha çok yaklaştıkları için de; “Eğer müdahale etmezsek bir daha gitmemek üzere iktidara gelirler. O yüzden gerekirse 1000 yıl mücadele edilecektir” sözleriyle temellendirilen ve Kemalist karakterli Batıcı darbenin yapıldığı gün olan 28 Şubat 1997’de, daha 17 yaşında olmasına rağmen idam cezası alır.

HER ATIŞ SONRASI YERE YATIP daha sonra ilerleyen Haliller’in mücadelesi 1999’da zirveye çıkar.

Halilimiz’in her iki dünyada da istikbâlini kendisine bağladığı Salih Mirzabeyoğlu 1999’u “Ümmetin Kurtuluş Yılı” ilân eder ve çağrısını yapar:

“Müslümanlar dik durun! Karşınızda leşler var!”

Dik duruş ve leşlere karşı yürüyüşün neticesinde Türkiye ve dünya siyaset tarihinde büyük bir kırılma yaşanır, yekpâre bir bütünlük arz eden ‘güç merkez’i dağılır.

Artık tek bir güç merkezi yoktur, birden fazla güç merkezi vardır.

Ve bütün mesele; güçler dengesi içinde bir güç olarak temayüz edip, ilk önce denge, ardından da tek güç olabilmektir.

Bütün bunların öncesinde yapılması gereken; merkezî gücü temsil eden ve o dönemde ulaşılmaz, erişilmez, dokunulmaz ve hatta tek bir lâf bile edilmez zannedilen Batıcı/NATOcu paşaların zihinlerde oluşturdukları “ulaşılmaz, erişilmez, dokunulmaz” şeklindeki büyüyü bozmaktır.

Nitekim bu büyü; Salih Mirzabeyoğlu’nun öncülüğündeki Haliller ile 5 Aralık 1999’da bozulur.

Herkesi hayran bırakan bu çıkışta NATOcu paşalara verilen ihtar gayet açık ve nettir:

“Halk senin değil, sen halkın emrinde olacaksın!”

Bu çıkışla, Müslüman Anadolu halkının güçler dengesi içinde bir güç olarak belirmesinin yolu artık açılmıştır.

O yolda namluya yürüyen yine Salih Mirzabeyoğlu öncülüğündeki Haliller olur, birçok saldırıya maruz kalır, ama GERİ ÇEKİLMEZLER.

“Temkinli yürüyenler” ise arkadan gelir, arkadan gelmenin verdiği rahatlıkla dünyevî olarak gayet güzel işler kotarırlar.

III.

HER ŞEYİ GÖZE ALAN Haliller’in bu dünyada payına düşen çile olsa da ONLAR İLERLEMEYE DEVAM EDERLER.

Bu ilerleyişi ve bunun mânâsını, yaşayan şehîd Gönüldaş Carlos çok güzel özetler(meâlen):

“İBDA Akıncıları’nın ve bizlerin temel özelliği; kitleye hem şuur ve hem de eylem olarak öncülük etmesi, kitlelere ruh ve güç vermesidir.”

Öncü ve yenileyici misyonu olan Haliller’in ilerleyişinin 15 Temmuz 2016 günü itibariyle Türkiye’de bulduğu karşılık muazzamdır.

İlerleyişe mukavemet edecek olan hemen herkes, hem eylem ve hem de söylem düzeyinde neredeyse silahsızlanmıştır.

İlerleyişin Batı’daki karşılığı ise gayet mânidardır.

Haliller’in 15 Temmuz 2016’daki yürüyüşünü, Amerikan Büyükelçiliği devletine; “Türk ayaklanması!” başlığıyla rapor eder.

Yalan makinesi olarak işlevini sürdüren CNN İnternational, Haliller’in yaptığı yürüyüş ve bunun belirttiği hakikat karşısında çaresiz kalır ve gayet komik bir şekilde; “Darbe devam ediyor, netice alınmak üzere” şeklinde haber yapar.

Fox News’e konuşan CIA tetikçisi Ralph Peters meseleyi kendince özetler:

Bu darbe, Türkiye’nin otoriter bir İslâm rejimine dönüşmesinden kurtulmasının son şansıdır.”

Her şeye rağmen hedefe doğru yürüyen Haliller’in kutlu yürüyüşü; düşmana korku verirken Balkanlar’dan Endonezya’ya, Kırım’dan Yemen’e kadar bütün İslâm dünyasına büyük bir umut ve sevinç verir, Anadolu’nun İslâm dünyasına bir kez daha liderlik yapacağı hakikati gün yüzüne çıkar.

Haliller’in eliyle 5 Aralık 1999’da büyüsü bozulan NATOcu paşalar yine Haliller’in eliyle 15 Temmuz 2016’da temizlenir, millet ordusuna sahip çıkar, tam bağımsız ve millî iradenin tecellisi hâlinde millî ordu 17 Temmuz 2016’da açıklama yapar:

“Yüce milletimizin emrindeyiz!”

IV.

İktidar olmak kadar iktidarı realize etmek de mühimdir.

İktidarı realize edici unsurların millî, sahici, şumüllü ve sistem çapında ifade ve teklif edici mahiyette olması; ideal olandır.

Şayet iktidarın ‘ne’liğine, ‘nasıl’ına ve ‘niçin’ine izah getirilemezse iktidarın yozlaşması, işin kayıkçı kavgasına dönmesi ve tedricen halka zulmeden bir aygıt hâline gelmesi kaçınılmaz bir sondur.

Netice alana kadar yerinde kalan Haliller için iktidar; ideal fikir ve sanat iklimini tesis etmenin, mutlak iyi, mutlak doğru, mutlak güzeli telkin etmenin en büyük vasıtasıdır.

Telkin vasıtasının hizmet ettiği temel gaye; hürriyettir.

Haliller için hürriyetin temel gayesi; hürriyetin hakikatine ermektir.

Hürriyetin hakikati ve bunun câriliği; insana insan olma potansiyel ve imkânını sunması nispetindedir.

Hukuk, iktisat, eğitim…vs iktidarın en görünür olduğu bu alanların hepsinin hizmet ettiği gaye tektir: Kişinin fert hakikatini ortaya koymasını, bu hakikate göre mevcudiyetini devam ettirip, hem fâni ve hem de bâki âlemde saadete ermesini sağlamak.

Mesele bidayette ve nihayette; ‘insan olmak’ın bütün usul, esas ve prensiplerini ortaya koyan Gaye İnsan-Ufuk Peygamber’e nispetle fert hakikatini ortaya koyabilmektir.

Herkes kendi fert hakikatiyle dünyaya gelir.

Bütün mesele; o hakikati bulmak, onu ortaya çıkarmak ve fert hakikatini gerçekleştirmektir.

Son derece ızdıraplı olan bu işin neticesinde anlamlarından biri de “ızdırap” olan şahsiyet tahakkuk eder.

‘Ölüm Odası’ olan dünyadan alnının akıyla çıkabilmenin o ızdırabın neticesinde geleceği aşikârdır.

V.

Salih Mirzabeyoğlu, ideal cemiyet ve ideal cemiyeti yoğuracak ideal çekirdek kadronun vasıflarını sayarken; “her biri birbirinin aynı olan kütler topluluğu değil, her biri birbirinin aynası olan şahsiyetler topluluğu” der.

Şiir idrâkini kuşanma, bu idrâkle insan olma memuriyet ve mesuliyetini yerine getirme, şahadet şuurunu erilmesi gereken bir şuur seviyesi olarak görme…

İfâde olarak kulağa çok hoş, çok şiirsel geliyor.

Asıl mesele bu lâfları biteviye tekrar etmek değil, bu değerleri şahsında cisimleştirmek, o ızdıraba talip olmaktır.

Belki de işin bütün haysiyet ve cazibesi, bu zorluğundan geliyor.

Halilimiz; işte bu zoru başarmış, şahsiyet olmuş ve zâtıyla cazibe merkezi hâline gelmiş biridir.

Her dem cazibe merkezi olan Halilimiz; maruz kalınan kerihlikleri en tabiî, en güzel hâliyle izole etmeyi becermiştir.

Kendisini tanıyan birçok kimsenin teslim edeceği bir hakikat hâlinde söylersek; Halilimiz son yıllarda, özellikle de Mirzabeyoğlu’na Özgürlük sürecinde “İbdacı olmak”a bir seviye ve haysiyet kazandırmıştır.

Halilimiz “İbdacı olmak”ın çıtasını o kadar yükseltti ki, fikirde, sanatta ve aksiyonda çok büyük keyfiyet belirten nice insan Halilimiz’in yanında kendini İbdacı olarak ifade etmeye haya etmiş, “bizim Halil abi gibi İbdacı olmamız için çok çalışmamız gerekir” demiştir.

Nitekim bu hâlinden dolayı kendisine de birçok kez şunu ifade ettim:

“Hocam, Kumandan senin gibi güzel 10 insanla görünse bütün çehre bir anda değişir.”

Nitekim bu hususu cezaevindeyken bana Halil Kantarcı’yı soran, “ismen biliyorum ama şahsen çok tanımıyorum, sen tanıyor musun?” diyen Salih Mirzabeyoğlu’na da ifade etmiştim:

Efendim her şeyden önce çok güzel bir insan. Tabiî bir güzelliği, zarafeti var. Sizin yanınıza çok yakışır”.

S. Mirzabeyoğlu ile aramızda geçen bu diyaloğu kendisine aktardığımda Halilim beni hiç şaşırtmadı, mahcubiyetten renkten renge girdi ve “hocam ne yaptın, ağır bir yüke soktun beni” dedi.

Şehîd olana kadar Halilim’e dair içimde kalan en büyük ukdelerden biri buydu. Kumandan’ın Halilim’i şahsen de tanımasını çok istiyordum. En son bana yolladığı bir fotoğraf üzerine bu mevzuu yine belirtmiştim.

Yolladığı fotoğrafta ilkokulu bitiren ilk evlâdı Ali Cihad’ın elinde  Kumandan’ın “Madde Nedir?” kitabı vardı ve Ali Cihad ağlıyordu.

Ali Cihad’ın ağlama gerekçesi tam da Halilim gibi bir babaya yakışan cinstendi:

“Baba benim bu kitabı okuyorum ama anlayamıyorum, niçin anlayamıyorum, anlamam lâzım.”

Halilim’e; “asıl irfan makamında olan, neyi bilmediğini bilen, neyi bilmesi gerektiğini bilen ve bu bilgiden dolayı ızdırap duyan Ali Cihad’dır.  Asıl ağlaması gereken benim gibi adamlardır” vs demiş, ardından da “şayet fırsat bulursam Kumandan’a bu anekdotu anlatacak, Ali Cihad’dan ve senden bahsedeceğim” demiştim.

Halilim’in cevabı mı?

Tabi ki yine aynı:

“Hocam büyük bir sorumluluk, lütfen yapma.”

Ama her şey nasip… Halilim nasibini aradı ve en büyük nasiple nasiplendi, şehîd oldu. 

Tayyar Tercan “Halil şehîd olmuş” deyince ilk olarak Salih Mirzabeyoğlu’nu haberdar ettim. Ve Halilim’in istediği gerçekleşti. Her iki dünyada da istikbâlini kendisine bağladığı Kumandanı’nın karşısına şehîd haberiyle çıktı. Nitekim Halilim’in Kumandan’ı da daha sonradan “şehîdlerin şahadetleri mübarek olsun, şehîdlerin hepsi bizim şehîdimiz” diyerek Halilim’in şahadetini selâmlamış.

Bence Halilim, Salih Mirzabeyoğlu’nun has evlâdlarının başında geliyordu. Ve ben Halilim’den nezâket, zarâfet, incelik, yiğitlik, dostluk, insanlık, Müslümanlık ve İbdacılık… başta olmak üzere birçok şey gördüm, öğrendim. Bütün bunlar bir haktı. O hakkı ödemeliydim. Ama biz helâlleşmemiştik.

Şayet şehîd olmasaydı ertesi gün buluşacaktık. En son görüşmemizde de “hocam seni seviyoruz, ona göre, dikkat et kendine” demiştim. Ama helâllik istemek aklımın ucundan bile geçmedi. Şehîdlik haberini alınca “acaba hakkını helâl eder miydi” sorusu aklımdan çıkmaz oldu. 

Bu sorularla naaşının olduğu Adli Tıp Kurumu’na gittiğimizde iş ortağı, helâllik noktasında beni nispeten rahatlatan bir anekdot anlattı.

Halilim yakın bir zamanda iş ortağına; “Yakup, Tayyar ve Ali Rıza… başıma bir şey gelirse ilk bunları haberdar et. Benden sonra da irtibatını koparma. Ali Rıza’ya her konuda güvenebilirsin” demiş.

“İnşallah öyle oluruz ve inşallah hakkını helâl etmiştir”den başka ne diyebilirim ki…

Şüphesiz şahadet Halilim’e çok yakışıyor. Ama insan sahici soydan bu tür insanların dünyada daha fazla yaşamasını istiyor. Bu hususu Ünsal Zor’un şahadetinden sonra çok konuşmuştuk. Ünsal Zor’un şahadetinin ardından bir yazı yazmıştım. Halilim de, “Nuray abla için yazdın, Ünsal abi için yazdın, ben şehîd olursam benim hakkımda da yazar mısın?” demişti. Ben de “şehîd olmanı isterim, ama bu dünyada daha çok kalmanı, daha çok birlikte olmayı daha fazla isterim, 30- 40 yıl yaşa, ondan sonra şehîd ol” demiştim.

İfadem basit bir cemile değildi. Kat’i düşüncelerimdi. Zira Halilim, imanı “zevken idrak” olarak idrak ve ifade eden S. Mirzabeyoğlu’na muhataptı ve muhataplığının hakkını veriyor, insan olmanın, Müslüman olmanın, İbdacı olmanın zevkini en tabiî, en güzel şekliyle yaşıyordu. Ve ben Halilim’in şahsiyetinde kendimi kritik ediyor, İslâm’ı yakîn seviyede yaşadığımı hissediyor, S. Mirzabeyoğlu’na dair açtığı perspektiflerle ufkumu genişletiyordum.  

S. Mirzabeyoğlu’nun “kimlik”i üzerine yaptığımız sohbetlerin birinde, O’nu “kimlik”ine dair yapılan mevcut yorumların çoğunun O’nun sadece bir yönünü belirttiğini, herkesin kendi hakikati ve keyfiyeti çerçevesinde O’nun çok yönlü “kimlik”inden nasiplendiğini, ama kat’i hükümlerle yapılacak her tanımlamanın O’nu tahdit edici olup, sınırlandıracağını vs söyleyince, “peki hocam sence Salih Mirzabeyoğlu kim?” demişti.

“Benim hayatımı ve varoluşumu mânâlı ve değerli kılandır” deyip, Velîler Ordusu’nda geçen “biz Allah’ı ne biliriz, biz seni biliriz” esprisinden bahsetmiştim. “Gaye Allah’a kul olmaksa ve ölçü Allah’a Resûlü’nün, Resûlü’ne de ashabının bildirdiği yoldan bağlanmaksa o zaman bu ‘bağlanmak’ın sebep ve sonucuna bakmak gerekir. “Bağlanmak”ın sebep ve sonuç hâlinde bütün haşmetiyle göründüğü kişi günümüzde Salih Mirzabeyoğlu’dur. Ben O’nu bilirim. O’nu bildikçe tedricen Allah’ı ve kendimi bilirim. Benim için O’nun “kimlik”i budur” meyanında şeyler söylemiştim. Bu sohbetimizden sonra Umre’ye giden Halilim döndüğünde “umredeyken Kumandan’ı ve o söylediklerini çok düşündüm” demişti.

Bir insanın konuşmadan bile anlaşabileceği, konuşmadan saatlerce ve sıkılmadan susarak oturabileceği kaç tane böyle Halili/Dostu olabilir ki… Ama yapacak bir şey yok, demek ki Allah Halilim’i daha çok seviyormuş ki onu en büyük makama ircâ ederek yanına aldı, kendine dost edindi.

Bu dünyadaki varlığıyla bana insanlığı, Müslümanlığı öğreten Halilim, şehîdliğiyle de insanlığı öğretti. “İnsanın en insan olduğu ân, gözyaşı döktüğü ândır.” Ben, en insan olmanın sınırına yaklaşıp, en son ne zaman bu kadar gözyaşı döktüğümü hatırlamıyorum bile. Ama şahadet haberinle birlikte o kadar çok insan olmanın sınırına geldim ki Halilim, sana ne kadar teşekkür etsem azdır.

En son telefon görüşmelerimizden birinde Halilim’in Zeynep’inin sesi geliyordu. Ben de; “hocam benim Zeynep’im tatilde, birkaç gündür göremiyorum, telefonu yaklaştır da bari senin Zeynep’inin sesini duyayım” diye espri yapmıştım.

Halilim’in cevabı tam da kendisine yakışacak incelikteydi: “Seni- beni var mı hocam… Bütün Zeynep’ler bizim güzelimiz, zinetimiz, emanetimiz.”

Sen milletin zineti, güzelliği, emaneti için mücadele ettin.

Şiir gibi yaşadın, fâni hayata şiir gibi vedâ ettin.

Arkanda tam da sana yakışan bir güzellik ve zinette olan 3 evlâd bıraktın.

Rabbim sana, yavrularına ve ailene cennette cemâlini görmeyi nasip etsin…

Fâni âlemde en büyük çabalarımdan biri de bâki âlemde de sana dost olabilmek olacaktır inşallah.

Şefaatini, himmetini, dostluğunu esirgemeyeceğini umuyor, öğrettiğin her şey için bir kez daha teşekkür ediyorum Halilim/Dostum.

Yolun, inşallah hep yolumuz olur.

Hamiş: Yazı, Halil Kantarcı’nın şahadetinden hemen sonra yazıldığı için o gün itibariyle sosyal medyada belirtilen şahitlikler esas alınmıştır.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.