• BIST 1.144
  • Altın 475,505
  • Dolar 7,7245
  • Euro 9,0705
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 18 °C
  • Konya 19 °C
  • İzmir 22 °C

Av. Ali Rıza Yaman yazdı; "Ben Kumandan`ın Ünsal`ıyım.."

Av. Ali Rıza Yaman yazdı; "Ben Kumandan`ın Ünsal`ıyım.."
Bir çok sohbetimizde hiçbir gösteriş tavrına bürünmeksizin, son derece hissî, son derece tabiî bir şekilde ve meşhur delişmen üslubuyla; ?Ali Rıza Kumandan beni kovarsa ben yaparım? Ben ben olmam ki. Ben hayatta O?ndan başka bir şey bilmiyorum ki. O?nsuz

 

 ?Ali Rıza şâhidsin? Ben Kumandan?ın Ünsal?ıyım!?

Av. Ali Rıza Yaman

 

Anadolu?da ?taht işi, baht işi? derlermiş.

Her iki cihânda da en büyük ?taht? şüphesiz; şehâdettir.

Kavgayı bu ?taht?a nispetle vermek; şuur işidir.

?Şuur?; maksatlılıktır.

Maksad belli: insan olmak.

?İnsan olmak?ın usûlü, esası, sebebi, gayesi malûm: Gaye İnsan- Ufuk Peygamber.

İnsan olma mecbur ve  memuriyetinde olan bizlerin önünde iki şık var:

Ya maksadına doğru ilerleyen ?zaman?ın şâhitlik edilen dilimine en üst şuur seviyesiyle  şâhitlik edip, onun hakkını verecek ve her ân İslâmlaşarak ?zaman?ın şehîdi olacağız?

Yahut da şâhitlik edilen zamanın hakkını veremeyerek ?zaman?ın rezîli olacağız.

Şehîtlik ile rezîllik arasında kıl kadar ince bir yol vardır ki, zıtlardan zıtlara geçiş ân meselesidir.

O yüzdendir ki bütün dava; istikamet davasıdır.

A. Kadîr Geylanî Hz.?nin malûm ve meşhur sözü: ?En büyük keramet; istikamet.?

Her ân istikamet; ancak diri bir şuurla olur.

Diri bir şuur; ancak mücellâ bir kalple olur.

Mücellâ bir kalp; ancak Allah?ı zikretmekle olur.

İnsan; ancak mücellâ bir kalple eşyayı ve hâdiseleri İslâm?a nispetle teshir edebilir.

İ. Gazalî Hz.?i; ?kalbin en büyük hususiyet ve yüceliği her ân değişebilmesinden gelir? der.

Her ân yaratılan bir kâinatta, her ân değişebilen bir kalple şâhitlik edilen zamanın hakkını vermekle mükellef olan bizlerin şâhitlik ettiği zaman; 15. İslâm Asrı?dır.

15. İslâm Asrı?nın bariz vasfı; FİKİR ÇAĞI olmasıdır.

Bu ?çağ?ın ya hakkını verip şehît olacağız, yahut ?çağ?ın dışına düşüp rezîl olacağız.

Bu satırların yazarı, ömrünü rezîl olma korkusuyla geçiren, bu korkudan dolayı her dem diri bir şuura sahip olan ve bu şuurdan dolayı şehîtlik ?taht?ını kovalayan iki ?baht?lı İNSAN tanıdı: Nuray ve Ünsal Zor.

  •  

Salih Mirzabeyoğlu?nun evlilere ve evlenecek olanlara yönelik daimi bir ikâzı ve duası vardır:

?Hem dünyanızda ve hem de ahîretinizde birbirinizin yardımcısı olun.? 

Nuray ve Ünsal Zor birbirlerinin yardımcısı olmaları yönüyle muazzam bir ahenk, muazzam bir emsâl belirtiyorlar.

Bir defa ikisi de hiçbir zaman ?bu dünya?ya âit olmadılar.

?Bu dünya?ya o kadar iğreti duruyorlardı ki, gönüldaş Halil Kantarcı?nın dediği gibi, ?şehîtlik onlara yakışıyor.?

Ünsal Zor?da müthiş bir istikamet kaygısı var.

Bir çok sohbetimizde hiçbir gösteriş tavrına bürünmeksizin, son derece hissî, son derece tabiî bir şekilde ve meşhur delişmen üslubuyla; ?Ali Rıza, Kumandan beni kovarsa ben ne yaparım? Ben ben olmam ki. Ben hayatta O?ndan başka bir şey bilmiyorum ki. O?nsuz bir hayat nasıl olur onu bile bilmiyorum. O yüzden Kumandan hiiiç kusura bakmasın. Kovsa da ben bir yere gitmem. (Gülerek) Ne de olsa ben deliyim. Mazurum. Kumandan beni mazur görür.? dedi.

Dışarıdan bakıldığında aynen söylediği gibiydi, mecnun bir hâli vardı. Mecnunluğu ve aşırılıkları yoğun hissîliğinden kaynaklanıyordu.

Nuray ablanın şehadetinden ve kendisi tahliye olduktan sonra evine ziyaretine gittiğimde sohbet ederken konu nasıl geldiyse Yaşamayı Deneme?ye geldi ve ben Yaşamayı Deneme?de geçen bir- iki mısraı ezbere okudum. Bir de baktım mecnun tavırlı, delişmen Ünsal Zor ağlamaya başladı. Hem Nuray ablayı ve hem de babasını kaybetmiş olmasına bağladım.

Karşısında artık nasıl bir kabalık sergilediysem, en insanî hâlini izâh etmek zorunda hissetti ve; ?Ali Rıza, Kartal?dayken Kumandan koğuşun merdivenine oturup, senin okuduğun bu mısraları okumuştu. O günler aklıma geldi. ? dedi. Ardından da sunturlu ve orijinal bir küfür savurup, hakikatini dile getirdi: ?Biz ne biçim adamız? Kumandan?ın sesini bile duyamıyoruz, O?nun sesine bile hasretiz. Bunun vebâlini nasıl öderiz??

Övgüleri de tepkileri gibi uçlardaydı. Her faaliyetimize katılır, yazılarıma, konuşmalarıma, basın açıklamalarıma dikkat kesilir, çok çok güzel dualar ederdi:

?Ali Rıza çok güzeldi? Allah sana Hz. Ali?nin ilmini, belâgatini, yiğitliğini verir inşallah.?

  •  

Bu vb. konuşmaların geçtiği ?yuva?nın kendine has bir kokusu vardı. O koku hiç kaybolmadı. Ev zaten ev değil, sanki tekkeydi. Bu davaya gönül verip, yolu İstanbul?a düşüp o ?tekke?den, Nuray ablanın elinden çay-çorba içmeyen çok az kişi vardır.

Yuvaları o kadar ?tekke?ydi ki, onlar bu dünyadaykende de, öbür dünyadaykende de birçok kimseyi ağırladı.

Malûm; aksiyonun tezâhürü çok yönlüdür; ayıklar, tefrîk eder, toparlar, dağıtır, sevk ve idare eder...vs. vs.

Başkasını bilmiyorum, ama ben 2000?den sonrasının en mümtaz aksiyon sahnelerine iki şehîdin cenaze namazında şahît oldum.

Bu iki şehîdin cenaze namazında S. Mirzabeyoğlu?nun ısrarla dikkat çektiği ve hissedilmesi için elinden geleni yaptığı gönüldaşlık ruhunun, rahmeti celbeden topluluk hakikatinin tecellî ettiğini hissettim.

Nitekim Ünsal Zor?un cenazesinde ilâhî rahmet, en görünür ve bilinir şekliyle, yağmur olarak tecellî etti.

Tabut açılıp, naaş kabire/ ?beşik?e koyulacağı zaman o kadar tatlı, o kadar lâtif, o kadar serinletici bir yağmur başladı ki, o yağmur eminim benim gibi herkese büyük bir kalp genişliği vermiştir.

Zannediyorum İ. Gazalî Hz.?nde okumuştum; ölü kabire koyulup, insanlar dağılınca ölü hem yalnız kaldığı ve hem de yeni bir yere geldiği için mahzun olurmuş. O yüzden kabir başında biraz daha durmak gerekirmiş.

?Ünsal Zor ölü değil, şehîd. Bizim gibi ölülerin mekânla tahdit edilmesi hâlinden azâde. Ama olsun. Yine de yalnız kalmasın? diye düşündüm ve biraz daha kalıp, K. Kerîm okumaya başladım. Av. Harun Yüksel ağabey ve Mehmet Yüksel geldi. Aynı zamanda hafız olan Av. Mehmet Sarı Yasîn-i Şerîf okumaya başladı. Yavuz Uçum ve başka arkadaşlar da dahil oldu. Kur?an okuduk, dua ettik, ayrıldık... Ben ayrılırken Ü.Zor?a aramızdaki espriyi hatırlattım: ?Abi ben şâhidim. Ama sen de bana şâhit olacaksın.?

Av. Mehmet Sarı ?biz ayrıldıktan hemen sonra  Ünsal ağabeyin kabrine bir serçe kondu? deyince ağzımdan irticâlen ?Nuray abladır, kavuştular? cümlesi çıkıverdi.

  •  

Avukatlık ruhsatımı 28 Ekim 2007?de aldım. Ondan sonraki ilk Cuma gününde, 2 Kasım 2007?de de Salih Mirzabeyoğlu?na ilk ziyaretimi gerçekleştirdim. Yaptığım bu ilk ziyaretten tahliye olduğu 22 Temmuz 2014?e kadar hemen her Cuma günü S. Mirzabeyoğlu?nu Bolu F Tipi Cezaevi?nde ziyaret etmeye çalıştım.

Bu zaman zarfında kendilerinin ilettiği selâmları bekletmez, cezaevinden çıkar-çıkmaz ilgilisine  aktarırdım. Ünsal Zor?la konuşmalarımız genelde aynı minvalde geçerdi:

  • Avukatım senden bugün, bu saatte telefon gelince kalbim duruyor. Kumandan nasıl?
  • Seni sordu.
  • Nasıl sordu, ne dedi?
  • ?Bizim Ünsal ney yapıyor? Çok selâm söyle? dedi.
  • Kumandan ?bizim Ünsal? demiş. Ali Rıza şâhitsin; ben Kumandan?ın Ünsal?ıyım.

Ben şâhidim; O, Kumandan?ın Ünsal?ı.

Hayatını ?Kumandan?ın Ünsal?ı? olarak yaşamak isteyen ve öyle yaşayan, fâni hayata kahramanca vedâ eden ?Kumandan?ın Ünsal?ı?nın şehâdetine sadece ben değil herkes şâhitlik etti.

Allah, onun ve bütün şehîtlerin himmetini üzerimizden eksik etmesin.

Allah, her evi onların evi gibi ?yuva? hâline getirsin.

Allah, her aileye onların ki şehâdet nasip etsin.

Allah, herkese 15. İslâm Asrı?nın şehîdi olmayı nasip etsin.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.