• BIST 97.778
  • Altın 221,338
  • Dolar 5,3458
  • Euro 6,0967
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 4 °C
  • Konya 1 °C
  • İzmir 12 °C

Allah'ı antropolojik akıl önünde hizaya çekmek!

Allah'ı antropolojik akıl önünde hizaya çekmek!
Modernliğin, ilahiyatı antropolojik değerlendiren din teorisi, şimdi Türkiye’de deneniyor.

Modern düşünceyi Descartes ile başlatmak mümkün. “Düşünüyorum o halde varım” sözü, var olmayı “ben” ile başlatan bir bakışın sloganı. Varlığa bakışı ve varlığı tanımlamayı ben ile başlatıyor. Buna felsefi antropolojinin başlangıcı da diye biliriz. Artık varlık insan ile tanımlanıyor. Yani ben bilinciyle… Hatta Tanrı bile bu bilinçle ulaşılan ve yorumlanan bir varlık. Vahiyle ve ilahiyatla hareket eden bakış açısı terk ediliyor. Tanrı’yı bile insan bilinciyle tanımlayan modernitenin doğuşudur bu.

Hegel, felsefi antropolojisiyle artık varlığı ilahiyatla değil, tamamen insan bilinci ile detaylandırdı. Tin, metafizikten gelen bir şey değildi. Tam tersine metafiziği de belirleyen bir insan bilincinin özüdür. Tanrı, teolojiyle değil antropolojiyle tasavvur edilir. Hristiyan ilahiyatının Tanrı’dan insana gelen ve insanlaşan Tanrı (Tanrı’nın oğlu İsa) yaklaşımı olumsuzlanır. Bunun yerine “Tanrı İnsan” konur. Mutlak Bilgi, artık Tanrı İnsan ile var olacaktır. Hegel kendisini bunun yerine koyar. Seküler insan-ı kâmildir bu. Efendi Tanrı gitmiş bunun yerine efendi insan icat edilmiştir. Bu antropoloji, artık tini de tamamen dünya içine yerleştirerek tanımlıyor. Hatta ilahiyat bile antropoloji ile yorumlanır. Tanrı tamamen insani ve dünyevi bağlamdan hareketle konuşandır. İlâhî kelâm, insan bilincinin Tanrı’ya yüklediği anlamdır.

Hegel felsefi antropolojisi, Marx’ı başta olmak üzere bütün modern düşünürleri etkiler. Hepsi de Tanrı’yı artık bir toplumsal, politik, iktisadi gibi dünyevi alanların tasavvuru olarak değerlendirecek. Modern insan bilinci seküler, rasyonel ve pozitivizm temelinde inşa edildiği için modern antropoloji de bunun uzantısı. Bu antropolojiden çıkan ilahiyat da seküler, pozitivist ve akılcı olacak. Bundan dolayı varlık yorumları da bu bakış açısını yansıtacak. Hatta bütün dinler de yeniden seküler, pozitivist ve akılcı bir temelde yorumlanacak. Modernitenin din teorisi budur artık. Bu bilinç ile bakılan kutsal kitaplar akıldışı, bilimdışı ve doğaüstü görünerek insanın modern bilince uymayan yönler reddedilecek. Kutsal kitaplardaki mucizeler, olağanüstü anlatılar ve kıssalar ayıklanmaya çalışılacak. Rudolf Bultman bunu yapan en önemli filozoflardan biri. İncil’i bu bakış açısıyla değerlendirir. Bu tutum dine yönelen bir seküler tekfirciliktir.

Modernliğin, ilahiyatı antropolojik değerlendiren din teorisi, şimdi Türkiye’de deneniyor. Allah pozitivist, seküler ve akılsal bilinç ile imtihana çekiliyor. Bütün İslâm mirasına bu bakış açısıyla saldırılıyor. Buradan önce sufilik ve tasavvuf pay alıyor. Hurafe, çağdışı, akıldışı ve bilime uymayan sömürü kültürü diye yorumlanıyor. Tam bir modernlik kibriyle her çeşit saldırı dili kullanılıyor. Marx’ın materyalist hocası Feurbach’ın Hristiyanlığın Özü adlı eserinde kullandığı yaklaşımın ve dilin mukallitleri doğuyor. Allah’ın Kelâmına insan bilinci önceliğiyle yaklaşan bu mukallitlik, peygamberi de insan bilincine indirgiyorlar. Vahyi, Allah’ın Kelâmı olmaktan çıkararak peygamber zihni üzerinden insan kelâmına dönüştürme cüretkârlığı bu. Allah’ın murat ettiği anlam, peygamber zihninde beşeri bir dönüşüme uğrayınca artık vahiy, beşeri öncelikte tanımlanan bir duruma düşüyor. Bunun için lâfız beşeri denerek işe başlanıyor.

Modern seküler ve pozitivist bilincin kendini Tanrı yerine koyarak Tanrı’yı tanımlama girişimi, bu ülkede elbette büyük tepkilerle karşılanacak. Hele bir de insanı, bilimi ve aklı mutlaklaştıran bir kibirle büyük sufi medeniyetin varlığına tekfirci bir dille yaklaşılırsa… Bu milletin ruhunu asırlardan beri harmonize eden bu sufi geleneğine tekfirle yaklaşıp ilahiyatı da antropoloji önünde sîgaya çeken bir tutum, elbette büyük eleştirilerle karşılaşacak. Bunu kim yaparsa yapsın böyledir. Kemalistler de yapsa, İslâmcılar da yapsa, modernistler de yapsa değişmez bu. Burada kaçınılması gereken tutum linç etmek ve şiddete çağırmaktır. Vebadan kaçar gibi kaçmalıyız bu tutumdan. Bu nevzuhur mukallitlerin bütün kibirli ve hırçın tutumlarına karşı verilecek en iyi cevap düşüncedir, ilimdir ve tartışmadır.

Ergün Yıldırım/Yeni Şafak (23 Aralık 2018)

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.