• BIST 97.852
  • Altın 279,032
  • Dolar 5,8312
  • Euro 6,4975
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 17 °C
  • Konya 15 °C
  • İzmir 23 °C

Allah İçin Adalet Yapın!

Elif Nisa

“Ey iman edenler, adil şahitler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.” (Maide Suresi, 8)

Adalet, insanlar arasında ırk, dil, din gibi ayrımlar gözetmeden hepsini kapsayan, güçlülerin değil haklıların üstün olduğu bir sistemdir. Ancak insanların pek çoğu adaletin öneminin bilincinde oldukları halde, çıkarlarıyla çatışması durumunda reddederler. Bu yüzden adaletin uygulanmasında aksaklıklar kaçınılmaz olur.

Her dönem olduğu gibi, haksızlıkların büyük kısmının cezasız ve karşılıksız kaldığı, dünya derin devletlerinin açıkça insanlık suçları işlediği ve suçlara zemin hazırladığı bugün de 'adalet' kavramının hayati önemi gündemde.

Toplumda çıkarlar adalete üstün geliyor, mağdur durumdaki kişi dahi haksızlıklardan dem vururken, kendisi adalet yerine çıkarlarını ‘ayakta tutuyor. Bu şekilde davranan insanlar toplumda çoğunluğu oluşturdukları için de, adalet soyut bir kavram olarak kalmaya devam ediyor.

Adaletin gerçek anlamda uygulanabilmesi için, adaleti çıkarlarına tercih edebilecek üstün bir ahlâk gereklidir. Bu ahlâk, insanlar arasında kesinlikle ayrım gözetmeden, yalnızca haktan yana, kendi ve yakınları aleyhine bile olsa gerçek adaleti emreden Kur’an ahlâkıdır.

Sosyal eşitlik ve adalet arayışı içinde olan ve bu amaçla çeşitli ideolojilere yönelen kişiler gerçekte yanılgı içindeler. Aradıkları mükemmellikteki sosyal sistem Kur’an’dadır. Sosyal adalet, Kur’an’ın temel ilkelerindendir ve Kur’an ahlâkının yaşandığı bir toplumda tam ve mükemmeldir.

Burada kastettiğim gerçek İslam’dır, gerçek Kur’an ahlâkıdır. Kimi terör örgütlerinin radikal görüşleri, sapkın ideolojileri, baskı ve şiddet yöntemleri veya kimi ‘İslam Ülkeleri’nde yaşanan hurafe, gelenek ve Kur’an dışı inançlara dayalı, katı ve sevgisiz bağnaz model değildir.

Kur’an ahlâkını yaşayan kişinin adalet anlayışında kişisel çıkarlar, dostluklar, arkadaşlıklar, akrabalıklar, insanların fiziksel farklılıkları asla etkili olmaz. Kararları yalnızca haktan ve doğrulardan yanadır.

Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (Nisa Suresi, 135)

Kur'an ahlâkının tam olarak yaşandığı toplumlarda gerçek adalet ve güvenin hâkim olacağı çok açıktır. Çünkü yalnızca güçlü vicdana, samimi bir Allah inancına sahip, içinde Allah korkusu taşıyan ve hesap günü Rabbinin huzurunda yapayalnız sorgulanacağının şuurunda olan insan gerçek adaleti sağlayabilir. Ancak bu bilinçteki insanlar sayesinde yeryüzü suç, haksızlık ve zulümlerden temizlenebilir. Dünyada hak arama telaşında olan birçok insanın, asıl ahirette Hak’kın karşısında ne yapacağını düşünmesi gerekir. Allah’tan derin bir saygıyla korkan insan, ‘o günü’ düşünerek hareket eder.

Dinden uzak yaşayan insanlar, kin duydukları kişilere karşı her türlü adaletsizliği yapabilirler. Bu kişilere iftira atar, suçsuzluklarını bilseler dahi aleyhlerinde şahitlik yaparlar. Bazı kişiler de gerçekte suçsuz olduğunu bildikleri halde, haksız yere suçlanan insanlar lehinde tanıklık yapmazlar. Sevmedikleri ya da düşman oldukları insanın mağdur olması bu kişileri sevindirir. Olaylar nefsani planlarına uygun gelişmediğinde ise, bu kimseler çok ani çıkışlar yapabilirler. O kişi, o an Allah’ı ve her olayı O’nun yarattığını unutmuş demektir. Allah’ı unutan kimsenin ise, Kur’an ahlâkıyla bağdaşmayan her türlü yanlış davranışı yapması mümkündür.

Güzel ahlâkı yaşayan insanın, karşısındaki kişiye olan yakınlığı ya da duyguları aldığı kararları asla etkilemez. Sevmediği ve düşmanlık yapan kişilere karşı dahi adaletli davranır, adaleti tavsiye eder. Peygamberimiz (asm)'ın, "İnsanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor" (Nisa Suresi, 58) ayetindeki emir gereği, insanlar arasında hiçbir ayrım yapmaksızın uyguladığı adaleti ve Kitap Ehlinden Necran Halkı ile yaptığı sözleşme, buna en güzel örnektir. Onun dönemi İslam’ın sosyal adalet, eşitlik ve yardımlaşma ilkelerinin eksiksiz ve muhteşem olarak uygulandığı bir dönemdir.

Bu sözleşme Muhammed(asm)'ın o dönemde benzerine rastlanmayan adalet anlayışının kanıtıdır. Peygamberimiz(asm)'ın, "Adalet isteyen bulacaktır, ne zalim ne de mazlum olacaktır..." (*) hadisi, toplumda nasıl bir adalet uyguladığını gösterir. İşte bu adil yönetimi nedeniyle ona karşı çok güçlü bir güven oluşmuş, en şiddetli düşmanları bile, onun dürüstlüğünü kabul etmişlerdir.

Bu güzel ahlâk örnekleri, Kur'an'ın sosyal yaşama getirdiği hoşgörülü, barış dolu, huzurlu düzeni de tarif eder. Kur'an ahlâkının tam olarak yaşandığı bir ortamda ise dost ve kardeşçe, huzur içinde bir yaşam sağlanacaktır.

Açıktır ki yalnızca teknik önlemlere dayalı bir hukuk ve adalet mekanizması ne savaş ne de insanlık suçlarının önlenmesinde etkili ve yeterlidir. Suçun oluşmasını kökten önleyecek ahlaki ve vicdani altyapının toplumda yerleştirilmesi, suçluyu yakalayıp ‘içeriye tıkmak’tan daha önceliklidir. Suçları kanun, polis, mahkeme korkusu değil yalnızca samimi bir Allah korkusu engelleyebilir.

Asıl yurt olan ahirette her nefis yapıp ettiklerini karşısında hazır bulacaktır. Allah asla yanılmaz ve asla unutmaz. Allah, hakka ve batıla uyanların arasını kıyamet günü hak ile ayıracak, adaletinin tecellisini cennetinde ve cehenneminde kullarına sonsuza dek gösterecektir. Hiçbir durum ve koşulda güzel ahlâktan asla taviz vermemeyi fısıldayan vicdanımızın sesini dinleyelim. Duygularımız, aklımızın ve vicdanımızın önüne geçmesin.

“Ben gerçeğin peşindeyim, kimin söylediği önemli değil. Ben adaletin peşindeyim, kim için veya kime karşı olduğu önemli değil.” (Malcolm X)

 

(*) Majid Khoduri, İslam'da Savaş ve Barış, Fener Yayınları, İstanbul, 1998, 209 s.

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.