• BIST 104.397
  • Altın 163,608
  • Dolar 3,9404
  • Euro 4,6740
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 5 °C
  • Konya 4 °C
  • İzmir 5 °C

Ahmet Kekeç: "Devrim niteliğinde bir değişim bu!"

Ahmet Kekeç: "Devrim niteliğinde bir değişim bu!"
Şimdi İslami kesim dediğiniz kesimler bunun üzerine atladı. Açıktan ‘hayır’ diyemedikleri için. Ki ben “hayır propagandasına” hizmet ettiklerini düşünüyorum o ‘bazı İslamî kesimler’in...

Nabız Haber Özel

 

sukru-ic-manset.jpg

Geçtiğimiz hafta İstanbul’daydık...

“Yeni insan platformu” kurucusu gazeteci yazar Burak Çileli ile birlikte, Star gazetesi yazarı, yılların gazetecisi, Türkiye’nin en usta kalemi, Ahmet Kekeç’i (Ahmet ağabeyi) ziyaret edip, bir çayını içtik. Tabii gitmişken kısa da olsa bir ‘röportaj’ yapmasak, hem bize hem Ahmet ağabeye ayıp olurdu! Ahmet Kekeç;  ‘karşı taraf’ı, onların ‘paranoyasını’, çelişkilerini, düşünce yapılarını en doğru analiz eden bir usta! Hatta, Ahmet abi de olmasa, onları uygun bir dille “rehabilite” edecek kimse yok neredeyse?.. İcap ettiğinde, onların “azgınlığına” en makûl ve soğukkanlı cevablarıyla müdahale eden biri! Bizim için keyifli ve verimli bir sohbet oldu;

Türkiye’deki ‘siyasî tablo’nun en net fotoğrafı ortaya çıktı!

Şükrü Sak

Ahmet Kekeç:

“Devrim niteliğinde bir değişiklik bu!”

Şükrü Sak: Gündemde referandum tartışmaları var malûm. Bu tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz, sizce ‘Evet’ çantada keklik mi?

Ahmet Kekeç: -Benim o konuda hiçbir tereddütüm yok. Özellikle anketleri okumuyorum ben. Doğrusu çok da güvenilir bulmuyorum. Hissiyatım ‘evet’in önde olduğu yönünde. Tabi karşı tarafta da büyük bir çalışma var, onlar da kendi ölçeklerinde başarılılar. En azından beklenen muhalefeti sergilemiyorlar. Biz CHP’den daha hırçın, daha agresif, sokağı harekete geçirecek bir kampanya bekliyorduk. Tersine mutedil, gerilimden uzak duran bir kampanya yürütüyorlar. Ama bunu da yalanlar üzerinden yapıyorlar ısrarla. Mesela hala “Cumhurbaşkanlığı sistemi, iktidarı babadan oğula geçirecek bir sistem” diyorlar. İşte, “Cumhurbaşkanlığı sistemi geçerse Anıtkabir yıkılacak” diyorlar.

Şükrü Sak: -Erdoğan, ‘suyun kaldırma kuvvetini kaldıracak’ diyorlar…

“Yalan söylüyorlar…”

Ahmet Kekeç: -Rejim değişecek vs. gibi… Hala bu yalanları söylüyorlar. Ama bununla birlikte mutedil bir dil kullanıyorlar, en azından şu ana kadar öyle. Ama sahaya indikten sonra,  Kılıçdaroğlu meydanlara indiği zaman nasıl bir tutum benimser onu bilmiyoruz.

 

Şükrü Sak: Özellikle, seçimle başlayan ve son bir senedir de devam eden çok sancılı bir süreç yaşadık. Sizce bu süreçte bir terör dalgası gelebilir mi? Referandumu sabote etmeye, engellemeye yönelik?

Ahmet Kekeç: Şöyle bir şey var, çok enteresan geliyor bana;  mesela 15 Temmuz’dan önce PKK saldırılarını durdurmuştu. Ben, bunun onlara bildirildiğini düşünüyorum. Yani bir darbe olacağı bilgisinin terör örgütlerine ulaştırıldığını düşünüyorum. PKK’nın eylemsizliği çok enteresandı, çok ilginçti. Şimdi burada da görünür bir eylemsizlik var;

Bu iki nedenle açıklanabilir diyorum;

Birincisi, ‘Hayır’ çıkacağı yönünde bir beklenti var, ya da bu yönde bir kanaat oluşturuldu. Çünkü eylemlerin ‘evet’e hizmet edeceği düşünülüyor. Ya bu çerçevede bir eylemsizlik kararı alındı, ya da teröre yönelik çok etkili operasyonlar yapıldı son aylarda. Ondan rahat hareket edemedikleri, rahat eylem koyamadıkları için, bu durum –eylemsizlik durumu-ortaya çıktı! Ya da bu!

 

Şükrü Sak: Şu an yapılacak olan terör eylemleri bizim HAYIR çalışmamıza zarar verecek, engel teşkil edecek şeklinde bir geri bildirim yapılmış olabilir diyorsunuz, ‘hayır cephesi’ tarafından…

Ahmet Kekeç: -Tabi onu söyledim. Bu tür eylemlerin “Hayır kampanyasına” zarar vereceği düşünülüyor olabilir. Belki bu yüzden bir suskunluğu tercih ettiler. Ya da eskiden olduğu gibi rahat hareket edemiyorlar.  Çünkü çok etkili bir mücadele yürütülüyor PKK’ya karşı. Hem sınır içi hem sınır dışında. Bugüne kadar PKK ile mücadele tarihinde verilen en ağır zayiat verdirildi PKK’ya… Bundan da kaynaklanıyor olabilir…

 

Şükrü Sak: Evet yüzde kaç çıkarsa buna tam anlamıyla bir başarı diyebiliriz sizce? Türkiye’de seçim sonuçları üzerine de malumunuz ayrıca bir tartışma doğuyor… Her seçim sonrası yaşanıyor bu tür tartışmalar..

Ahmet Kekeç: -Bana sorarsanız Yüzde 50.5 başarıdır. Böyle bir sonuç çıkarsa referandum kazanılmış olur. Benim için yüzde 60 ile yüzde 50.5 arasında bir fark yok. Belki yüzde 60 moral açıdan gerekebilir. Ama onun ötesinde ‘evet’ çıktıktan sonra bunun hangi oranda çıkmış olması önem arz etmiyor bence. Çünkü bu durumda halkın yarısından çoğu ‘evet’ demiştir. Teknik olarak da bu geçerlidir, hukuken de geçerlidir, yasal olarak da geçerlidir. Herhangi bir şekilde oranlara bakarak bir tartışma yürütmek bence anlamsız.

sukru-kekec-1-kopya.jpg

'Hayırcı İslâmcılar... Açıktan 'hayır' diyemedikleri çin...'

Şükrü Sak: Peki, bunu geçen siz de yazdınız, Akif Hamza Çebi; “Türkiye bir laik diktatörlüğe de dönüşebilir” eğer bu sistem böyle kabul edilirse diyor. Bunu İslami kesimi korkutmak için mi söylüyor sizce? Ayrıca buna ‘İslâmi kesimden’ de, “Evet ya, tabi yaa” diye destek geldi…

Ahmet Kekeç: -Şimdi İslami kesim dediğiniz kesimler bunun üzerine atladı. Açıktan ‘hayır’ diyemedikleri için. Ki ben “hayır propagandasına” hizmet ettiklerini düşünüyorum o ‘bazı İslamî kesimler’in… Bu yaptıklarını –‘hayır’larını- gerekçelendiremedikleri için bu beyanın üstüne atladılar. Sanki gerçekten böyle bir tehlike olabilirmiş gibi… Bunu söyleyen adam da yani Akif Hamza Çebi’de,  sanki biz bir Norveç geçmişine sahipmişiz gibi davranıyor. Biz Norveç değildik ki geçmişimizde. Bizim geçmişimizde diktatörlükler var. Bunu, kendilerini “laik” olarak tanımlayan eski Cumhurbaşkanlarımızı gözlerimizin önüne getirelim bir… Acaba Türkiye’yi nasıl yönetiyorlardı ki? Halk kendi adayını seçebiliyor muydu? Böyle bir şey varid midir bizim tarihimizde? Hayır!

"Bizim geçmişimizde diktatörlükler var"

Bakalım şöyle bir bunların geçmişine;

Ali Fuat Başgil halkın onaylandığı bir adamdı, büyük sevgi gösterileriyle karşılandı gittiği yerlerde. Ama aday olamadı. Niye? Çünkü Milli Birlik Komitesi’nden biri, bir paşa –o zaman paşa mıydı bilmiyorum- Sıtkı Ulay adamın kafasına silah dayadı, “Adaylıktan istifa edeceksin!” diye. Niye?. Çünkü, cuntanın adamı olan Cemal Gürsel’i seçtirmek istiyorlardı. Halk kendi adayını hiçbir zaman seçtiremedi. Turgut Özal Cumhurbaşkanlığına aday olduğunda çıkarılan gürültüyü hatırlayalım; darbe bile yapılacağı söyleniyordu. Niye? Halkın teveccühünü kazanmış biri Cumhurbaşkanı olmasın diye. Ama buna güç yetiremediler. Daha doğrusu konjonktür müsait olmadığı için Özal’ı darbe tehdidi ile caydıramadılar, onun seçilmesine engel olamadılar. Ee, Abdullah Gül?.  Abdullah Gül Cumhurbaşkanı olabildi mi? İlk turda? Hayır.

Yeniden seçimler yapıldı, Ak Parti daha büyük bir oy oranı ile iktidara geldi, ondan sonra Abdullah Gül Cumhurbaşkanı seçilebildi. AYM’yi devreye sokarak, STK adı altında faaliyet gösteren bir takım cunta yanlısı, darbe yanlısı kuruluşları devreye sokarak, bir takım siyasi partileri, sendikaları devreye sokarak Abdullah Gül’ün önünü kestiler. Ortaya 367 diye ucube bir gerekçe çıkarttılar, AYM utanmadan bunu onayladı. “Toplantı yeter sayısı bulunamadığı için Cumhurbaşkanı seçimi yapılamaz” gerekçesi ile seçime gidildi. Yani o mantığı geçerli sayacaksak, Abdullah Gül’den önceki bütün Cumhurbaşkanları toplantı yeter sayısının olmadığı parlamentolarda seçildiler. Mesela Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı sakıttır o mantığa göre! İnönü’nün, Özal’ın, Demirel’in, Sezer’in, Cemal Gürsel’in, Cevdet Sunay’ın, Fahri Korutürk’ün, hepsinin Cumhurbaşkanlığı da sakıttır o mantığa göre. Çünkü bunlar seçildiğinde “toplantı yeter sayısı” yoktu!

 

"Milletin kararıyla bir diktatör ortaya çıkacakmış gibi davranarak..."

Şükrü Sak: -Ve aranmadı da, sorulmadı da…

Ahmet Kekeç: -Aranmadı, sorulmadı. Ama Abdullah Gül söz konusu olunca öyle bir şey ortaya attılar! Bu neyi gösteriyor? Demek ki halkın istediği kişiyi Cumhurbaşkanı seçtirmiyorlardı. Kendi diktatörlerini, laik olduğu için Cumhurbaşkanı yaptılar, hiçbir itiraza da kulak vermediler. Ama bizim bazı İslamcılar sanki gerçekten milletin kararıyla bir diktatör ortaya çıkacakmış gibi davranarak kendi “hayır”larını gerekçelendiriyorlar. Bunun yerine keşke çıkıp “Biz hayır oyu kullanacağız” deseler.

 

"Dünyanın en sinsi, en karaktersiz, en yalancı, en takiyyeci adamları bunlar!"

Şükrü Sak: FETÖ ile mücadeleyi nasıl görüyorsunuz? Bir zaaf var mı? Yoksa olması gerektiği gibi gidiyor mu?

Ahmet Kekeç: -Şöyle söyleyeyim, bu Fetullahçılar ortaya çıktı ki, dünyanın en sinsi, en uyanık, en kurnaz, en karaktersiz, en yalancı, en takiyyeci adamları. Bunu neye dayanarak söylüyorum; Malatya İnönü Üniversitesi’nde tanıdığım bir öğretim üyesi, Malatya’daki bazı emniyet amirlerinin çalışması sonucu ‘Fetullahçı’ olduğu gerekçesi ile açığa alındı. Fetullahçılıkla ilgisi olmadığı halde. Aradan belli bir zaman geçti, bu emniyet amirlerinin isimleri ByLock’da çıktı. Bu birinci örnek.

İkincisi, FETÖ davasına bakan bir hakim yine ByLock’da çıktı. Şimdi tıpkı o emniyet amirleri gibi bu hakim de tutuklu. Şimdi böyle bir problem var. Bununla birlikte bu problemlerle birlikte, bu mücadele yürüyor. Mücadele içinde de acayip manipülasyonlar da yapılıyor ve bunu yapanlar da Fetullahçı… Ama tabi en azından bu Fetullahçıların operasyon yapabilecek birimleri büyük ölçüde temizlendi. Hem yargıdaki adamlarına, hem emniyetteki adamlarına.

 

"Devlet içinde hala etkililer..."

Şükrü Sak: Büyük ve ciddi bir darbe vuruldu, yani…

Ahmet Kekeç: -Tabii… Ciddi bir tırpan vuruldu. Artık devletin imkânlarını kullanarak eskiden olduğu gibi, böyle çok rahat hareket edemeyecekler. Edemezler! Büyük çaplı operasyonlar yapamazlar! Korsan eylemler yaparlar. İşte bu Karlov suikastinde olduğu gibi. Böyle serseri mayın hareketleri, eylemler yapabilirler. Ama buna rağmen ben, devlet içinde bir şekilde hala etkili olduklarını düşünüyorum.

 

"Zor bir mücadele bu!.. Erdoğan'ın dışında da bu mücadeleye inanan ikinci bir insan neredeyse yok!"

Şükrü Sak: -Evet, bu da bazı hadiselerde kendini belli ediyor zaten…

Ahmet Kekeç: -Mesela hazinede bir operasyon yapılmadı, Merkez Bankasında bir operasyon yapılmadı, Maliye’de bir operasyon yapılmadı. Ya da en azından aklımızda kalacak bir operasyon yapılmadı. Ben buralarda da bunların geniş bir şekilde yer tuttuklarını tahmin ediyorum. Tabi somut bilgiye sahip değilim ama tahmin üzerine konuşuyorum. Bu mücadele çok zor bir mücadele… Adamlar bizim tahayyülümüzün de ötesinde bir örgütlenmeye gitmişler, çok korkunç bir yapı bu. Şunu da söylemek lazım, Cumhurbaşkanı Erdoğan dışında da, bu mücadeleye inanan ikinci bir isim yok. Ya da bu kuvvette inanan ikinci bir isim yok. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve kendisine destek veren bazı medya kuruluşları dışında, bu yapıyı dert edinen,  bu mücadeleyi gerçekten dert edinen bir kesim yok görünmüyor maalesef.

 

"Siyaseti çok derinden etkileyecek bir sonuç!"

Şükrü Sak: 16 Nisan sabahı nasıl bir Türkiye’ye uyanırız sizce?

Ahmet Kekeç: -‘Evet’ de çıksa, ‘hayır’ da çıksa Türkiye’deki siyaset değişecek. Hayır çıkarsa, bu kirli muhalefet kendisine meşru bir alan bulacak ve bu ister istemez siyaseti etkileyecek. ‘Evet’ çıkarsa da, siyaset o doğrultuda değişeceği için, sistem kendisini ‘evet’ kararı doğrultusunda revize etmek zorunda kalacak. Bazı siyasi partilerde çok köklü değişiklikler olacak. Mesela ‘evet’ çıkarsa ben Kemal Kılıçdaroğlu’nun orada kalabileceğini düşünmüyorum. Kalması için meşru bir sebep kalmayacak. Dolayısıyla siyaseti çok derinden etkileyecek her iki sonuçta. Ama bizim murad ettiğimiz sonuç, tabii ki ‘evet’ çıkması. Sistemin değişmesi, bütün vesayet kapılarının kapanması. Siyaset kurumunun daha güçlü hale gelmesi ve tabi eski dönemde olduğu gibi, koalisyonlarla, barajlarla, milletvekili transferleri ile, yargının ayak oyunlarıyla uğraşmak zorunda kalmayan bir Türkiye’nin doğması. Biz böyle bir tablo arzuladığımız için ‘evet’ diyoruz. ‘Evet’ çıkması için de çalışıyoruz. Çünkü bunu Türkiye’nin hayrına,  Türkiye’de yaşayan insanların hayrına görüyoruz. Bütün motivasyonumuz bu yönde…

 

"Biz parlamenter sistemi bin küsur yıldır taşıyor filan değiliz!"

Şükrü Sak: Sistemin yenilenmesi, 12 Eylül Anayasasının kısmi de olsa değişmesi buna bağlı…

Ahmet Kekeç: -Sistem değişmeli. Çünkü biz parlementer sisteme 67 sene önce geçtik. Yani biz parlamenter sistemi 1000 küsür yıldır taşıyor falan değiliz. Biz zaten bir bakıma “başkanlık sistemi” ile yönetiliyorduk.  Osmanlı döneminde de öyleydi Cumhuriyetin ilk yıllarında öyleydi... Lidere dayalı bir yönetim, lidere dayalı bir sistem oluşturulmuştu. Amerika’nın, daha doğrusu Birleşmiş Milletler’in baskısıyla demokrasiye geçtik ama bunu parlamenter sistemi çok kötü uygulayarak gerçekleştirdik.

 

"Darbelerle dolu... Böyle rezil bir sistem..."

Şükrü Sak: -Üç dört darbeyle, neticede işte…

Ahmet Kekeç: -67 sene önce geçtik, dört tane darbe olmuş. 67 senenin yarısından çoğu sıkıyönetimlerle, “olağanüstü hal”le geçmiş. Yirmi iki darbe girişimi olmuş, Başbakan asılmış, bakanlar asılmış, binlerce insan ölmüş, faili meçhullerle, terör olaylarıyla…

Yine 67 yıllık o dönem içinde Türkiye çok ağır ekonomik krizlerle karşılaşmış, bunları atlatamamış. IMF gibi sömürgeci bir kuruluşaa ağız eğmek zorunda kalmış. IMF’in denetçisi bu ülkede Başbakan gibi ağırlanmış. Bu ülkenin yöneticilerine bu parayı nasıl harcayacakları yönünde diktede bulunmuş, talimât vermiş… Böyle rezil bir sistem. Kötü uygulamışız. Kötü olan bir şeyi, başarısız olan bir şeyi değiştirmek lazım! Bu referandum bu yüzden yapılıyor.

 

"Hiçbir teklifleri yok, kuru kuru itiraz ediyorlar!"

Şükrü Sak: Bunun içinde ‘kavga çıkarmaya’ gerek yok yani! Adam gibi muhalefetinizi yapın! ‘Hayır’ gerekçeleriniz anlatın…

Ahmet Kekeç: -Gerek yok tabii, yani! Şimdi iktidar partisi ve MHP bir öneride bulunuyorlar. Tabii ki bunun taraftarları olacak, karşı çıkanları olacak… En azından karşı çıkanların şunu yapması gerekirdi; “Sizin getirdiğiniz sistem kötü –gerçi bunu söylüyorlar da- onun yerine şöyle yapalım” diye kendi teklifleriyle gelmeleri lazım. Hiçbir teklifleri yok, hiçbir çalışmaları yok, hiçbir dertleri yok, tasaları yok, memleket için kaygılandıkları yok. Kuru kuru itiraz ediyorlar.

 

"Devrim niteliğinde bir değişiklik!"

Şükrü Sak: -Sadece “karşı” çıkmak üzerine, karşı olmak için karşı olmak gibi…

Ahmet Kekeç: -Yani şeye benziyor bu, köprüye karşı çıkmak gibi bir şey... Ya da havaalanına karşı çıkmak gibi...  Ondan hiçbir farklı yok mantık olarak. Sen ne söylüyorsun? İtirazını yap, tamam…  Ama sen ne söylüyorsun?Kuvvetler ayrılığı” diyorsun. Peki bunu nasıl uygulayalım, sen önerini getir! “Hayır getirmem…” Peki askeri yargı kaldırılıyor. “Kaldırılsın” diye kafamızı ütülediniz yıllarca! Bas bas bağırdınız! İşte kaldırılıyor, niye sevinmiyorsun buna? O bahse girmiyorlar bile. Bu yokmuş gibi davranıyorlar. Oysa çok temel bir değişiklik bu. Devrim niteliğinde bir değişiklik!

"Memleketin liberalleri, aydınları, demokratları ağzını bile açmıyorlar. Yahu siz istiyordunuz bunu"

Şükrü Sak: -2007’deki havayı hatırlayalım; hepsinin o dönemde yazıp çizdiği ortada o liberallerin filân, çoğu o dönemde destekliyorlardı ya…

Ahmet Kekeç: -Tabii tabii… Onlar yok! Bakın, askeri yargı için, askeri yargı konusunda belki on bin tane yazı yazdı bu adamlar! “Askeri yargı değişmeden Türkiye’de yargı düzelmez” diye on bin tane yazı yazdılar... O yazıları yazan adamların bir teki bile ağızlarını açmıyor şu an! İşte değişiyor!

Şükrü Sak; -Hiç olmazsa, “bu tamam da, şunlara karşıyız” de mesela…

 Ahmet Kekeç: -Tabii… Onu bile söylemiyorlar! “Bu iyi oldu ama diğerleri kötü” bile demiyorlar. Yani böyle sorumsuz, aymaz, ikiyüzlü, sahtekar adamlar. Bu referandum süreci bu durumu da ortaya çıkardı; bu adamlar sahtekârlarmış…

Şükür Sak: -Kendi iddialarında da sahtekârlarmış…

Ahmet Kekeç: -Aynen öyle!.

Şükrü Sak: -Hocam, teşekkür ediyorum…

Ahmet Kekeç: -Rica ederim. Ben teşekkür ederim.

sukru-kekec-uc-kopya.jpg

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.