• BIST 97.829
  • Altın 279,111
  • Dolar 5,8318
  • Euro 6,4989
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 17 °C
  • Konya 15 °C
  • İzmir 23 °C

Ahmet Altan’a "Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret” suçundan 1 yıl 6 ay hapis cezası!

Ahmet Altan’a "Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret” suçundan 1 yıl 6 ay hapis cezası!
Tutuklu gazeteci yazar Ahmet Altan, kapatılan Taraf gazetesinde 2010 yılında yayımlanan bir yazısı nedeniyle yargılanıyordu

Tutuklu gazeteci yazar Ahmet Altan’ın kapatılan Taraf gazetesinde 2010 yılında yayımlanan “CHP” başlıklı yazısı nedeniyle “Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret” suçlamasıyla yargılandığı davanın karar duruşması 2 Temmuz 2019 günü Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

P24’ün izlediği duruşmaya Ahmet Altan, tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden SEGBİS bağlantısıyla katıldı. Altan’ın avukatı Figen Albuga Çalıkuşu ise duruşma salonunda hazır bulundu.

Duruşmada savunmasını yapan Altan, şu ifadelere yer verdi: “Gelişmiş bir ülkede hiçbir yazar şu anda benim yargılandığım davaya benzer bir davada yargılanmaz. […] Siyasetin içinde kutsal değer yoktur. Bir değeri siyaset alanına sokuyorsanız onun tartışılabilir olduğunu, bir kutsallığı olmadığını da baştan kabul ediyorsunuz demektir. Eğer bir değerin tartışılmayacak kadar kutsal olduğunu kabul ediyorlarsa o zaman o değeri siyasete sokmayacaklar. Hem bir değeri siyaset alanına sokup hem de ‘bunu tartışamazsın’ diyemezsiniz. […] Hukuk maddidir, maddi kanıtlara dayanır. Bir tarihî figürü hem siyasetin içinde tutup hem de onu eleştiri dışı tutmaya kalkarsanız, bu siyasi bir kurnazlık olur.”

“Hakaret kastı yok”

Altan’ın avukatı Çalıkuşu ise savunmasında, atılı suçun unsurlarının oluşmadığını vurguladı. Söz konusu davanın savcının yorumu üzerine açıldığını ifade eden Çalıkuşu, “Atılı suç ancak özel kasıtla işlenebilen bir suçtur. Ahmet Altan’ın yazısında ‘hakaret’ kastı yoktur” dedi.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması hususunu kararı temyiz edebilmek için kabul etmediklerini belirten Çalıkuşu, Altan’ın beraatini talep etti.

Duruşma sonunda kararını açıklayan mahkeme, Altan’a “Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret” suçundan 1 yıl hapis cezası verdi. “Suçun basın yoluyla işlendiği” gerekçesiyle cezayı yarı oranında artıran mahkeme, Altan’ın 1 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmasına ve cezanın ertelenmesine hükmetti.

Ahmet Altan’ın savunmasının tam metni: 

Sayın Yargıç, 

Yeryüzünde gelişmiş ülkeler ve gelişmemiş ülkeler var. İnsanlar yıllardır niye bazı toplumların geliştiğini, bazılarının gelişemediğini anlamaya uğraşıyorlar. Bunun sırrını bulmaya çalışıyorlar.

Toplumlar arasındaki farkı yaratan sırlardan biri şu anda görüşülmekte olan davada yatıyor. İstisnasız bütün devletlerin geçmişinde kan ve ahmaklık vardır. Devletler, bu kanı ve ahmaklığı yalanla yıkamaya çabalarlar. Bu yalana “resmî tarih” denir. Her devletin resmî bir tarihi vardır ve her ülkenin siyasetçileri iştahla hamaset dolu bu yalanları tekrarlarlar. Toplumun önemli bir kısmı bu yalanları duymaktan ve bu yalanlarla övünmekten hoşlanır.

Yumuşak bir yatağa yatar gibi o yalanın içine yatar ve ezberlenmiş yalanları mırıldanarak uyurlar. Fikirsel çatışmalara girmelerine, resmî yalanlarla hesaplaşmalarına, geçmiş kurbanların vicdanlarında açacağı yaraların acısını taşımlarına, gerçeğin zorlayıcı gücüyle boğuşmalarına gerek yoktur.

Yalan çok konforludur ama gerçekle yüzleşmeden o yalanın içine yatan toplumların zihinsel kasları gelişmez, gevşek bir toplum olurlar, direnme güçleri olmaz.

Bir toplum bu kadar gevşek ve dirençsiz olduğunda siyasetçilerin elinde zavallı bir oyuncağa dönüşür, elişi hamuru gibi kendisinden istenilen biçime girer, hep geçmişin yalanlarının içine çekilir ve gerçeklerle hesaplaşarak ilerleme şansını yitirir.

Bütün devletler ve siyasetçiler birbirine benzediğine göre ülkeler arasındaki farkı yaratan nedir?

Entelektüellerdir sayın yargıç, yazarlardır, tarihçilerdir.

Bu insanlara toplumun açtığı alandır.

Gelişmiş bir ülkede hiçbir yazar şu anda benim yargılandığım davaya benzer bir davada yargılanmaz.

Devlet kendi yalanını söylerken entelektüeller de gerçekleri söylerler. Toplumun bir bütün hâlinde gevşemesine izin vermezler, gerçekleri söyleye söyleye o toplumun kaslarını güçlendirir, yalana ve baskıya karşı dirençlerini artırırlar.

Entelektüellerine yaşama ve gerçekleri söyleme imkânı tanıyan toplumları hiçbir siyasetçi kendi arzusuna ya da ihtirasına göre biçimlendiremez. Toplum kendini koruyabilir.

Onun için gelişmemiş ülkelerde siyasetçiler, entelektüellere böyle vahşice düşmandır.  Ellerinden geldiğince toplumda entelektüel düşmanlığını kışkırtırlar.

Entelektüellerin “toplumun değerleri ile uyum içinde olması gerektiğine” dair palavraları sık sık söylerler. Entelektüeller toplumun değerleri ile uyum içinde olamaz. Tam aksine o değerlerle çatışır ve o değerlerin içinde bolca bulunan yalanları ortaya koyup, toplumun gerçeklerle yüzleşip, yeni değerler oluşturarak ilerlemesine yol açar.

Bunu önlemek için zaten gelişmemiş ülkelerde siyasetçiler, her türlü gerçeğin söylenmesini, her türlü eleştiriyi “hakaret” kapsamına sokarak cezalandırmak isterler.

Kendi yalanlarını arkasına saklayabilmek için “kutsal” değerler uydururlar. Siyaset bir tartışma alanıdır, o alana giren her değer tartışılır. Siyasetin içinde kutsal değer yoktur. Bir değeri siyaset alanına sokuyorsanız onun tartışılabilir olduğunu, bir kutsallığı olmadığını da baştan kabul ediyorsunuz demektir. Eğer bir değerin tartışılmayacak kadar kutsal olduğunu kabul ediyorlarsa o zaman o değeri siyasete sokmayacaklar. Hem bir değeri siyaset alanına sokup hem de “bunu tartışamazsın” diyemezsiniz.

Şimdi gelelim bu davaya. Ben neden yargılanıyorum? Atatürk’ün manevî şahsiyetini tahkir etmekten.

Nedir Atatürk’ün manevî şahsiyeti? Bunun tarifi ne?

Her “manevî” dediğinizde hukuktan uzaklaşırsınız. Hukuk maddidir, maddi kanıtlara dayanır.

Meseleyi iyice anlayıp netleştirmek, hukuka biraz yaklaşmak için bir soru daha sorayım.

Kimdir Mustafa Kemal Atatürk?

İstiklal Savaşını yöneten, Cumhuriyeti kuran kadronun lideri, çok genç yaşta cumhurbaşkanı olmuş bir asker siyasetçidir.

Askerlik hayatı da siyaset hayatı da somut kararlardan, somut eylemlerden oluşur. Bu somut eylemler “manevî şahsiyetin” bir parçası mıdır?

Eğer Balkan Savaşı sırasında Enver Paşa ile Mustafa Kemal’in çekişmesi sonucunda bir askerî operasyonun felaketle sonuçlandığı gerçeğini söylersem Atatürk’ün manevî şahsiyetini tahkir mi etmiş olurum?

Bu tarihî gerçeği söylemek kanunlarımıza göre suç mudur?

Buna suç derseniz bu ülkenin çocukları geçmişlerindeki gerçekleri nasıl öğrenecekler?

Gerçekleri öğrenmemelerini mi tercih ediyorsunuz?

Mustafa Kemal ve yol arkadaşları Cumhuriyet’i kurarak büyük bir değişim yaptılar ama kendileri Osmanlı’nın zihniyet dünyasında yetişmişlerdi. Tek bir adamın, padişahın bütün yetkilere sahip olduğu bir dünyanın çocuklarıydılar.

Belki de bu nedenle Cumhuriyet’in kuruluşunda ciddi eksiklikler ve hatalar yapıldı.

Bugün Türkiye’de en çok dile getirilen şikâyetlerin başında “kuvvetler ayrımının” olmaması, yargının, yasamanın, yürütmenin tek elde toplanması geliyor. Mustafa Kemal Atatürk, kuvvetler ayrımında karşıydı, bütün bu kuvvetlerin tek elde toplanmasını savunuyordu.

Bunu söylemek, “manevî şahsiyeti tahkire” girer mi?

Mustafa Kemal Atatürk çok önemli bir tarihî figürdür ama aynı zamanda toplumu yönetmeye talip bir siyasetçidir. Attığı adımlar maddi ve somuttur.

1925’teki Takrir-i Sükûn kanununu düşünün. Adı bile korkunçtur, “sessizlik yasası”. Bütün basın bu yasayla susturuldu. Bu kadar somut ve maddi bir eylemi eleştirmenin “manevî şahsiyetle” bir ilgisi olabilir mi?

İstiklal Mahkemelerini düşünün. İnsanlar kanıtsız biçimde suçlanıp mahkeme kapısında idam edildiler.

Bunu eleştirmezseniz, bunu sorgulamazsanız, yüz yıl sonra binlerce masum insanın, yüzlerce gazetecinin, muhalif siyasetçilerin hapislere doldurulduğu bir Türkiye ile karşılaşırsınız. Yüz yılda bir adım ileri gidemediğinizi, gelişemediğinizi, geri kaldığınızı, Avrupa’nın en yoksul ve en az gelişmiş ülkesi olduğunuzu görürsünüz.

Övünecek misiniz bununla?

Bu sizi memnun mu edecek?

Atatürk yaşarken bir siyasetçi olarak siyasetin göbeğindeydi. Vefatından sonra askerî vesayet, kendi hatalarını gizlemek için Atatürk’ü “kutsal bir kalkan” olarak siyasetin göbeğinde tuttu.

Bir tarihî figürü hem siyasetin içinde tutup hem de onu eleştiri dışı tutmaya kalkarsanız bu siyasi bir kurnazlık olur, sonuçları da bugün zavallı, perişan bir ülke olmamız biçiminde karşımıza çıkar.

Yalanlarla bir ülke gelişemez. Bunun bir tek örneği bile yok.

Yalanlar siyasetçileri güçlendirir, gerçekler toplumu güçlendirir.

Ne istiyorsunuz?

Güçlü, keyfine sınır konulmayan siyasetçiler mi yoksa kurumlarına, kurallarına, haklarına sahip çıkan güçlü bir toplum mu?

Bu ülke buna karar vermek zorunda.

Ben hayatım boyunca topluma gerçeklerin söylenmesini, toplumun güçlü olmasını savundum.

Hapiste olmam, ağırlaştırılmış müebbede mahkûm olmam bu tavrımı ve inancımı değiştirmez.

Bu toplumun güçlenmesini ve gelişmesini istiyorum. Bunu ancak gerçekleri görerek sağlayabiliriz.

Gerçeklerin söylenmesini, sınırları belirsiz, afaki “hakaret” suçlamalarıyla engellemek, bu topluma kötülük etmekten başka bir işe yaramaz.

Burada yargıya önemli bir görev düşüyor.

Yalanları, baskıları, zehirli bir sessizliği ve geri kalmışlığı mı savunacak?

Yoksa gerçekleri, toplumun güçlenmesini ve gelişmesini mi savunacak?

Bu kanıtsız, belirsiz, çerçevesi bilinçli olarak silik bırakılmış “hakaret” davaları basit meseleler değildir. Bu davalar, gelişmişlikle gelişmemişlik arasındaki sınırı belirler.

Ben kendi duruşumu net olarak tarif ediyorum: Gerçeklerden ve gelişmişlikten yanayım.

Umarım yargı da güçlü bir toplumun, gerçeklerin, gelişmişliğin ve hukukun savunucusu olarak davranır.

Gerçek ve bağımsız bir yargının yapması gereken de budur zaten.

Kaynak:

https://expressioninterrupted.com/tr/ahmet-altana-hakaret-sucundan-1-yil-6-ay-hapis-cezasi/

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.