• BIST 85.310
  • Altın 247,876
  • Dolar 6,0466
  • Euro 6,7481
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 20 °C
  • Konya 20 °C
  • İzmir 23 °C

Abdullah Gül, ABD gizli belgelerinde nasıl geçiyor?

Abdullah Gül, ABD gizli belgelerinde nasıl geçiyor?
E peki bunları biliyor muydunuz?

Abdullah Gül'ün Oval Ofis Portresi

Yazar Veysel Boğatepe, 11’inci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkında dikkat çekici bir yazı yayımladı.

Veysel Boğatepe kişisel Facebook hesabından yaptığı bu paylaşımda, “Abdullah Gül’ün Oval Ofis Portresi”başlıklı bir yazısına yer verdi.

Boğatepe yeni kitabından bir bölümünden alıntı yaptığı yazısında, Abdullah Gül hakkında Amerikan kriptolarında yer alan ifadeleri paylaştı.

Yazar, ABD’nin bölge çıkarlarını koruyabilmek için Abdullah Gül ile sürekli irtibat halinde çalıştığını ifade etti.

İşte Veysel Boğatepe’nin yazısında yer alan o kısımlar:

Abdullah Gül’ün gerçek portresine geçmeden evvel onun öne çıkan en belirgin özelliğinin “mütevazi, uzlaşmacı, sempatik” olduğunu ve çoğunluğun onu bu yönüyle değerlendirdiğini hatırlatmakla başlayalım. Aslında haksız da değiller fakat mütevaziliği, uzlaşmacılığı, sempatikliği onun gerçek yüzünü, kimliğini kapatan en kalın örtüdür. İşte bu yazımızda Abdullah Gül’ün yüzündeki bu kalın örtüyü aralayacak ve altından nelerin çıktığını birlikte göreceğiz. Kuşkusuz, birçoğumuz gibi Gül’ün de bir biyografisi var ve istenildiği zaman ulaşmak mümkün ancak bu çalışmamda Amerikan kriptolarındaki Abdullah Gül biyografisine bakacağız. Bu çalışmada aynı zamanda içeriden bakılan Abdullah Gül ile dışarıdan bakılan yani Amerikan bakış açısıyla iki farklı Abdullah Gül portresine yer vererek hangisinin gerçek, hangisinin sahte olduğunu yine Amerikan kriptolarından teyit edeceğiz. Kriptolarına yansıyan Abdullah Gül biyografisini, Amerikan bakış açısıyla “Oval Ofis Portresi” olarak okuyacağız.

Öncelikle ABD’nin, Beyaz Saray’ı ziyaret edecek olan Cumhurbaşkanı, başbakan gibi üst düzey bürokratlar hakkında o ülkedeki konsoloslukları, büyükelçilikleri, CIA elemanları, yerli işbirlikçileri aracılığıyla ailesinden tutunda hırslarına, zaaflarına kadar geniş çaplı istihbarat çalışması yaptıklarını, elde edilen bilgilerden o kişiye ait bir karakteristik portrenin çıkartılarak Washington’a gönderildiğini hatırlatalım. İşte bu portre, söz konusu kişiye nasıl davranılması gerektiğinden tutun da nasıl bir üslubun, kelimelerin kullanılması gerektiği konusunda belirleyici olur. ABD kriptolarında “ABD yanlısı” olduğu teyit edilen ve yine ABD’nin “Cambaz” lakabını taktığı, laik, cumhuriyetçilerin bile uzlaşmacı, demokrat, sempatik bulduğu Abdullah Gül’ün yüzündeki bu maskelerin, yazıyı okudukça düştüğünü görecek ve gerçek kimliği, kişiliğiyle tanışacaksınız.

Yeni bir parti kuracağı ve hatta Saadet Parti’sine katılarak yeniden siyasete dönme manevraları yapan Abdullah Gül’ün, Oval ofise ulaştırılan biyografisinden başlayarak görev yaptığı dönemleri mercek altına alalım ve sahne arkasında / önünde nasıl iki farklı Abdullah Gül portesi çizdiğini hep birlikte görelim.

TORNACININ İYİ İNGİLİZCE KONUŞAN OĞLU

Amerikan kriptolarında yer alan bu ifade, Abdullah Gül’ün Oval ofisteki biyografisini özetleyen en önemli detaydır. Gül hakkında yazılan en eski kripto ise AKP’nin seçimi kazanmasından 13 gün sonra yani 16 Kasım 2002’de kaleme alınmış. Bu kriptodan iki gün sonra da Gül, 18 Kasım 2002’de 58. Hükümeti kurdu. R. Tayyip Erdoğan, siyasi yasaklı olduğu için Gül tarafından kurulan 58. hükümetin başına Erdoğan’ın gelmesi için Deniz Baykal’ın da dahil olduğu türlü entrikalar çevrildi ve dört ay içinde Erdoğan’ın siyasi yasağı kaldırılarak 11 Mart 2003’te Gül, görevini Erdoğan’a teslim etti. Bu kısa hatırlatmadan sonra asıl konumuz olan Abdullah Gül’ün portresine geçelim ve Amerikan kriptolarından teyit ederek bu konudaki sır perdesini kaldıralım.

ABD Büyükelçiliği Baş Müsteşarı Robert S. Deutsch’nin kaleme aldığı, Büyükelçi W. Robert Pearson’nun onayladığı 16 Kasım 2002 tarihli “kişiye özel” ibareli bu kripto aynı zamanda Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer’in, hükümeti kurma görevini Abdullah Gül’e verildiğini duyuran kriptodur. Abdullah Gül’ün, başbakan olmasından hemen sonra yazılan bu kriptoda Gül’ün portresini özetleyen kısa bir biyografi hazırlanmış. Tornacının oğlu Abdullah Gül hakkında yapılan istihbarat çalışmaları sonrasında elde ettikleri bilgileri Washington’a rapor eden Robert Deutsch’ın aktardığı bilgileri olduğu gibi aktarıyorum:

(…)Abdullah Gül, 1950’de Anadolu’nun göbeğinde, Kayseri’de yoksul fakat dindar bir işçi sınıfı ailesinin çocuğu olarak doğdu. Babası torna tezgâhtarıydı. İst. Ünv. İktisat Fakültesinden mezun oldu. Sakarya Ünv. Endüstri Mühendisliği doçenti olarak görev yaptı. 1980’lerde Cidde’de İslam Kalkınma Bankasında iktisadi uzman olarak çalıştı. 1991’de Necmettin Erbakan’ın İslamcı Refah Partisinden parlamentoya girdi. 1996-1997’de Erbakan liderliğindeki hükümette dış politikadan sorumlu devlet bakanı olarak görev yaptı. (Esasen Refah’ın koalisyon ortağı dışişlerinde Tansu Çiller’e olan güvensizliği nedeniyle hükümet içi bir gölge dışişleri bakanıydı.) Refah’ın yasaklanmasından sonra kurulan Fazilet Partisinde yine Erbakan’ın yanındaydı. Ancak daha sonra reformcu bir hareket başlattı ve Erbakan’ın bizzat aday gösterdiği Recai Kutan’a karşı genel başkanlık için doğrudan bir yarışa girdi ve az bir farkla kaybetti. 2001’lerde Ak Partiyi kuranlardandı. Arapça ve akıcı İngilizce konuşuyor. Evli, üç çocuklu.”

   Abdullah Gül hakkında bu ve benzer biyografilere ulaşmak mümkün olsa da sahne arkasındaki Abdullah Gül hakkındaki gerçekler pek de bilinmemektedir. Dikkat edilecek olursa biyografi de önemli bir ayrıntı hemen fark edilecektir. Gül’ün, koalisyon hükümetinde gölge bakan yani Erbakan’ın “ajanı” olarak görev yaptığı not edilmiştir. ABD / Gül ilişkilerinde Gül’e verilen görevlerin yerine getirmesi için motive edildiği, başarısız kaldığı durumlarda ise Gül’ün, ABD’den özür dilediği veya başka şekilde telafi etme girişimlerinde bulunduğu en dikkat çeken ayrıntılar arasında yer alıyor. Pearson, Gül’ün ABD zihniyeti ve dış politika konusunda mükemmel bir kavrayışa sahip olduğunu ileri sürerek ABD’nin bölge çıkarlarını koruyabileceğini ve bu konuda ABD stratejilerini, önerilerini kabul edebilecek bir ideolojiye sahip olduğu hatırlatmasında bulunuyor. Ayrıca yıllarca Refah ve Fazilet partisi içinde de-facto (fiilen) bir sözcü gibi hizmet verdiği, İslamcı muhatapları tarafından mantıklı, açık görüşlü olarak değerlendirildiği de not olarak düşülüyor.

Pearson’un not olarak düştüğü bu önemli ayrıntılar, Abdullah Gül’ün içinde bulunduğu İslami, sözüm ona muhafazakâr harekete karşı bile sinsi bir politika izlediğine işaret etmektedir. ABD’nin yakın ilişkide olduğu kişilerin başında gelen Gül’ün, Türkiye’nin İslami başörtüsü takan kadınların, toplumun tam katılımcıları olarak kabul etmesi gerektiği konusundaki inancında samimi olduğuna dikkat çekilirken eşi Hayrünnisa’nın AİHM’e açtığı davaya da yer veriliyor. Gül’ün bakış açısıyla, sivil-asker ilişkilerinin de analiz edildiği kriptoda asker-sivil arasındaki dengesizliğin giderilebilmesi gerektiğine inancının da tam olduğunun altı çiziliyor. Kısacası ABD’nin, Türkiye’de uygulamaya koyduğu dönüşüm projesi için Abdullah Gül’ün uygun, güvenilir birisi olduğunu üzerinde ısrarla duruluyor. Abdullah Gül’ün, ABD’li diplomatla gerçekleştirdiği özel bir sohbette asker-sivil ilişkisine dair aktardığı bilgi, kriptoya şu şekilde yansıyor:

(…)Gül bize dobraca dedi ki; bu tür demokratik reform için ısrarcı olmak eğer Kemalist müesses nizam tarafından “istikrarsızlaştırıcı” olarak algılanacaksa, varsın olsun.”

Gül’ün reformdan kastı, ABD’nin çıkarları doğrultusunda Türkiye’nin dönüştürülmesiydi. Daha net ifadeyle, Türkiye’yi istikrarsızlaştırma projesinin üzerine Gül’ün de dediği gibi “reform” örtüsü atılarak uygulamaya konulmuştu. Bu kriptodan 6 gün sonra yani 22 Kasım 2002’de ikinci bir telgraf, Ankara Büyükelçisi siyasi müsteşar vekili Nicholas Kass tarafından kaleme alınıyor. Gül’den ziyade ailesi hakkında bilgiler içeren bu kriptoya ise “Yeni Türk Başbakanı Abdullah Gül’ün Ailesi” başlığı atılmış ve “KİŞİYE ÖZEL” ibaresi düşülmüş. Erdoğan’ın, İslam etkisindeki AK Partinin iki numaralı adamı Abdullah Gül’ün bir demokrat, siyasi reformcu, bununla birlikte İslam’ı ciddiye alan bir ailenin reisi olduğu ve ahlaki eğilimlerini dışa vurduğuna dikkat çekilen bu kriptodan, yalnızca Gül’ün değil, eşi Hayrünnisa’nın da ABD’li diplomatlarla görüştüğünü öğreniyoruz. Hayrünnisa Gül’ün Türkiye hakkında ABD’li diplomata neler söylediğini önce kriptodan okuyalım:

(…) Gül’ün eşi Hayrünnisa ve üç çocuğu, başbakanın kuvvetli Müslüman inancını paylaşıyor ve dışa vuruyorlar. 40’lı yaşlardaki bayan Gül, İslami başörtüsü takıyor. Genç, 16 yaşında evlenen Hayrünnisa, birçok elit Türk tarafından tipik bir örtünen evli Müslüman kadın olarak algılanabilir. Ancak ağırbaşlı olmakla birlikte muhafazakâr ama şık kıyafetlerinin gösterişli fakat zevkli mücevheratının ve Kemalist adaba kafa tutma konusundaki çelik kararlılığın yansıttığı bizatihi dikkat çekici bir varlığı var.

(…)

TEZKERE’NİN REDDİ GÜL’ÜN PLANINI BOZDU

Tezkerenin reddedildiği aynı gece gönderilen ilk telgraftan yalnızca 55 dakika sonra ikinci bir telgraf daha aynı adreslere ve yine Pearson imzasıyla gönderiliyor. Dışişleri müsteşarı Uğur Ziyal, tezkerenin reddedilmesinden dolayı öyle bir telaşa kapılıyor ki tam 55 dakika içinde hiç vakit kaybetmeden Pearson’u ziyaret ediyor. Ziyaretinin sebebini ise Pearson ile yaptığı görüşmenin içeriğinden anlıyoruz. Tezkerenin reddedilmesinden dolayı mahcubiyetini belirten ifadeler kullanan Uğur Ziyal, Türkiye ile ABD’nin stratejik ortaklığa bağlı olduğunu ama provakatif bir Türk tepkisini kontrol edebilmek için de ABD desteğine ihtiyaç duyduklarını söyleyerek ricada bulunuyor. Uğur Ziyal’ın, provakatif olarak nitelendirdiği her ne kadar açıkça belirtilmemiş olsa da bu kitlenin AKP tabanı veya seçmeni olduğu, kuşku bırakmayan bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü cumhuriyetçi, Atatürkçü tüm kitleler, Irak’ın işgaline başından beri karşı çıkmış ve kamuoyunu uyarmak için büyük bir mücadele içine girmişlerdi.

Uğur Ziyal, tezkerenin reddedilmesinden dolayı öylesine suçluluk duygusuna kapılıyor ki, adeta af diler gibi Abdullah Gül ile birlikte tezkerenin geçmesi için parlamenterleri ikna etmeye çalıştıklarını ve hatta başbakan Gül’ün, istikbalini riske atacak kadar ateşli bir Amerika taraftarı olduğunu şu sözleriyle net bir şekilde ortaya koyuyor:

“(…) Ziyal, başbakanın (Abdullah Gül’ü kastediyor), hükümetin, Amerikan dostluğundan yana çıkabilmek için istikballerini riske attıklarını söyledi. AK Parti’nin, sonucu değerlendirmek ve hükümetin bundan sonra ne yapacağına karar vermesi için pazar sabahı toplanacağını da belirtti.”

Bildiğiniz Abdullah Gül kimliğine buradan okuduklarınızı da eklediğinizde, içeriye oynayan Gül ile dışarının emir kulu Gül olarak iki farklı kimlikle karşılaşıyorsunuz. Evet Gül’ün Amerikancı olduğuna, ABD çıkarlarını koruduğuna dair yaygın bir söylenti var ancak kriptolardaki bu gerçekler, Abdullah Gül’ün gerçek kimliğini tartışmasız bir şekilde ortaya koyması bakımından önemlidir.

Yukarıdaki ifade de Ziyal, Gül’ün ABD için çalıştığını doğrudan söylemek yerine “Amerikan dostluğu” şeklinde ve kendince diplomatik bir dille ifade etmeyi tercih ediyor. Oysa Ziyal’ın bu itirafının okumasını yaptığımızda “Vermiş olduğunuz göreve çok çalıştık ama başaramadık, özür dileriz.” olduğu açıkça görülmektedir. Uğur Ziyal ile yapılan bu görüşmede, Pearson’ın asıl öğrenmek istediği ise tezkerenin yeniden meclise gelip gelmeyeceğidir. İşte o soru, kriptoda şu şekilde yerini buluyor:

 “(…) Tezkerenin ikinci defa parlamentoya getirip getirmeyeceğinizi ve bunun ne şekilde olabileceğini, mümkün olan en kısa zaman içinde bilmemiz gerekiyor.”

 Bu soru karşısında Uğur Ziyal, yönetim toplantısının ardından en kısa sürede kendisine fikir vereceğini, bilgilendireceğini söylüyor. Bu konuşmalardan, ABD’nin tezkerenin çıkacağına dair hala ümitli olduğu görülüyor ancak daha da önemlisi bu itiraflar, AKP’lilerin adeta ABD’nin memurları gibi çalıştıklarını, onlardan talimatlar aldıklarını ve ABD taleplerini karşılayamadıkları durumlarda ise suçluluk duygusuna kapılarak özür dileyecek kadar bağımlı olduklarını gösteriyor. Tezkerenin reddinden sonra Uğur Ziyal ile tezkereye ilişkin yapılan bire bir bu görüşme sonrasında “tezkerenin sonuçları, eleştirisi ve yorumları” şeklinde Pearson tarafından detaylandırılarak telgrafa not olarak düşülüyor.

(…)

Abdullah Gül, neredeyse Amerikan kriptolarının tamamında yer alıyor. AKP’nin kuruluşundan itibaren aldığı görevleri boyunca -ki özellikle de dışişleri bakanı olduğu dönemde, Dışişleri Bakanlığı’nı adeta ABD’nin, casus yuvasına dönüştürmüştür. Kendisine bağlı olan dışişleri yardımcısı Ali Tuygan, dışişlerinde görevli Oğuz Çelikkol, Dışişleri sözcüsü Namık Tan, dışişleri Ortadoğu başkanı Sedat Önal gibi isimlerden bir istihbarat ağı kurmuş ve Öcalan’ın teslim edilmesiyle bozulan Türkiye-Suriye ilişkilerinin yeninden kurulması için aktif olarak çaba gösteren Necdet Sezer’in bu konuda gerçekleştirdiği görüşme ve toplantılarını işte bu kişiler aracılığıyla ABD’nin Ankara büyükelçiliğine, ABD’li diplomatlara ve siyasi müsteşarlara sızdırarak sabote etmeye çalışmıştır. Başta, Barzani ile yaptığı PKK görüşmeleri de dahil olmak üzere ABD’nin isteği üzerine gerçekleştirdiği resmi-gayri resmi tüm görüşmelerini, yukarıda isimlerini verdiğimiz kişiler aracılığıyla ABD’li diplomatlara ulaştırmıştır. ABD’nin Ortadoğu planının olmazsa olmazı “Suriye’yi yalnızlaştırma” planında Gül, aktif rol almış ve hatta ABD’nin istihbarat elemanı gibi çalışmıştır. Gül’ün Suriye ziyaretini planlayan da ABD’dir. Bağdat’ta Celal Talabani ve Mesut Barzani ile buluşan Gül, Suriye’den dönüşte ABD’ye, PKK konusunda istihbarat bilgileriyle gelmiş ve bu bilgileri Bu kriptoda ayrıca Abdullah Gül’ün de dahil olduğu, ABD’nin bölge çıkarlarını destekleyen isimlerin listesi de yapılmıştır. İşte o liste:

- Dönemin Başbakanı Abdullah Gül,

- Genelkurmay 2. Başkanı Hilmi Özkök,

- Kanal 7 Haber sunucusu Akif Beki,

- Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Nüzhet Kandemir,

- Tercüman Gazetesi yazarı Hasan Celal Güzel,

- MHP’li eski devlet Bakanı Şevket Bülent Yahnici.

Abdullah Gül hakkında vermiş olduğum bu özet bilgi, iki farklı profili ortaya koymaktadır. ABD’nin siyasi müsteşarının deyimiyle Abdullah Gül, AKP’nin kuruluşundan itibaren görev aldığı başbakanlık, dışişleri ve cumhurbaşkanlığı döneminde sahne arkasından ABD çıkarları için çalışmış ve uzlaşmacı, sempatik, objektif, demokrat gibi kendisinde olmayan vasıfları maske olarak kullanarak kamuoyunu manipüle etmiştir. Gül yalnızca sözüm ona kendisine muhalefet edenleri değil, içinde bulunduğu hareketi de bu maskelerle kandırmış, aldatmıştır.

Yazıyı sonlandırmadan evvel Gül ile ilgili önemli bir ipucu daha vereyim. Gül’ün etkilendiği iki önemli isim vardır. Bunlardan birisi, bir dönem Fethullah’ın yayın organlarından Zaman gazetesinde yazan, 2013 yılında Ergenekon sürecinde “Akil Adamlar” arasında yer alan ve şu an Star Gazetesinde Taha Kıvanç lakabıyla yazan Fehmi Koru, diğeri ise Abdullah Gül’e dış politikada baş danışmanlık yapan Ahmet Davutoğlu’dur. Bugün Gül’ün, yeniden siyasete dönme girişimlerinin ardında yine ABD vardır. Çünkü AKP ile Ortadoğu planından bir hayli yol alan küresel emperyalizm artık Erdoğan’ı kontrol etmekte zorlanıyor. Bu da BOP’un tehlikeye girmesi anlamına geliyor. O nedenle Gül ve nüvelerini yeni bir çatı altında toplayarak ve sahaya sürerek AKP’yi oyun dışına atmayı planlıyor. Şayet Gül, yeniden siyasete dönecek olursa en başta Ahmet Davutoğlu’nu da yanına alacaktır. Fehmi Koru ise siyasetin içinde yer almasa bile yazdığı gazeteden, eskiden olduğu gibi Abdullah Gül’e yol gösterip, strateji konusunda yardımcı olacaktır. ABD diplomatlarınca çıkartılan Abdullah Gül’ün “Oval Ofis Portresi”,onun kimlik ve kişiliği hakkında tüm gerçeği tartışmasız bir şekilde ortaya koymuştur.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Nabız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.